Çılgın Vuk Ve Arz-ı Endam
Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, sen olanlar karşısında afallar iken, kader ağlarını örmüş, görmek isteyenler görmüş, istemeyenler körmüş.
Anlar birbirini itekler, yaşananlar tetiklerken masal dünyasında yeni bir kahraman beklentisi baş göstermiş. Develer ve pireler harekete geçmiş, ormanlara haber salmış, ne kadar hayvan varsa hepsine çağrıda bulunmuş ve falanca gün, filanca saat geldiğinde, Esnaf ve Sanatkârlar Odasında buluşulmuş.
Hayvanlar âleminin bu olağanüstü toplantısına farklı coğrafya ve iklimlerden yüzlerce hayvan geçici avlanma yasağı ve yoğun güvenlik önlemleri altında katılmış. İnsanoğlunun kataloglarda veya belgesellerde gördüğü türlü türlü hayvanlar bir odada toplanmış, yöresel deri ve kıyafetleriyle renkli görüntüler oluşturmuş ve fakat kısa sürede ortamı bir curcunadır kaplamış.
Bu esnada, ‘ortalık karışıyor, nizam intizam bozuluyor, kimse haddini bilmiyor, canlar sıkılıyor’ diye düşünen ormanların kralı Aslan Ğğooouvvvv diye kükremiş!
Bunun üzerine miyav diye bir ses duyulmuş, peşinden aaaiiiii aaaaiiii derken vızzzzzzzz, Havv, meeeee, möööööö, ü-ürü-üüüü, cik cik, qûlû gûlû, çıcss, ğühu ğühu, uuwsc, wooğf vb insanın aklının almayacağı bin bir ses birbirine girmiş, kanatlanan ve ayaklanan hayvanlar tozu dumana katmış ve nihayet göz gözü görmez olmuş!
Salonun arkasında pineklerken, kürsüye çıkmayı ve herkesi susturmayı nasılsa akıl eden Çekirge, bir sıçramış, iki sıçramış, üçüncüsünde aniden önüne çıkan Orangutana çarpıp yere yuvarlanmış! Neyse ki bir Çulluk mikrofonun başına konmuş çok geçmeden:
- Ses, ses bir ki, ses kontrol, ses A, A, aaaaa, olacak iş değil, demiş, mikrofon çalışmıyor!
Artık baygınlık geçirmekte olduğu her halinden belli bir Sibirya Kurdu, eğilip masanın altındaki kablo girişlerini kontrol etmiş ama nafile! Yanındaki stajyeri, kulakları göz kapaklarının üzerine düşen Av Köpeğine seslenmiş:
- Bana deveyi çağır, hemen!
Deve gelmiş. Yüzünde bir ‘ya sabır’ jest – mimiği ile sormuş Kurt:
- Allah aşkına Deve, onca yolu bu curcuna için mi geldik, bizi davet ettiniz, eee!?
Deve, bir şey hatırlamak için zihnini yokluyormuş gibi acayip acayip baktıktan sonra:
- Deveye sormuşlar, boynun neden eğri, deve de, nerem doğru ki demiş!
Anlaşılmış, Deveden de bizimkilere bir hayır yokmuş. Pire ise zaten ortalıkta yokmuş. Bir Ağaçkakan, masanın kenarını oyarak motif yapıyor, ‘buradaydım’ demeye getiriyor. Bir yavru Ayı, Kaplumbağayı ters çevirmiş, döndürüyor. (Buna eşek şakası denir!) Sakar bir Kirpi Penguene çarpmış, bir tarafını kanatmış, tartışıyorlar; Albatros onları sakinleştirmeye çalışıyor. Bir Kaz, komşuya bırakamamış, yavrularını da almış gelmiş ama 9 yavrudan biri piyasada yok! (Fazla uzağa gitmiş olamazlar!) Farenin biri Hamster’a, ‘Şu yaşıma geldim senin gibi bir fare daha görmedim’ diyor; ‘Sen kaç yaşındasın?’ ‘Benim gibi bir fare gördün mü? ‘Memleket nere?’ ‘Büyüyünce ne olmak istiyorsun?’ ‘Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?’ ‘Sen küçükken kaç yaşındaydın?’ ‘Okuyor musun?’ ‘Kaça gidiyorsun?’(Allah aşkına Fare, rahat bırak şu hayvanı!)Tam rahatsız bir Kartal havada saatlerdir dönüyor, ihtiyar hayvanların başını döndürüyor. Kanguru’nun biri, buraların yabancısı bir Maymun’a çıkışıyor, yavrusuna biraz terbiye öğretmesi gerektiğini bağırarak söylüyor. (Yavru Maymun da az haylaz değil hani! Sen git, saklambaç oynuyorum diye anne kangurunun kesesine atla! Olacak iş mi!) Sıkıntıdan patlayan Atlar şark köşesine yayılmış, birbirlerinin yelelerini örüyor ve öre öre bitiremiyor! Diğer köşede bir sürü eşek ve eşşoğlueşek uzun eşek oynuyor ve kakara kikiri gülüp eğleniyor. (bu kadar da cıvıklık olmaz!) Dört kardeş Ceylan seksek oynuyor, hep birlikte şarkı söylüyor. Fok da mı buradaymış, aman Allah’ım! Üstelik dizinin dibinde bağdaş kurup oturmuş Yılan ile koyu bir sohbete dalmışa benziyor. Kafile halinde gelip çember yapmış sessiz sessiz oturan Kuzulara da aferin. Hepsi efendi efendi bekliyor. Ama Öküz öyle mi! Yanında getirdiği kozalakları kalabalık içinde çelimsiz gördüğü hayvanların kafasına atıyor, dayak arıyor! (okur seni görüyor akıllım!) Görev bilinci yüksek bir grup Örümcek, tavandan ip sarkıtıp ağ örüyor, kimseye uymadan, o ortamda dahi işini yapıyor! (Aile terbiyesi almış hayvan da bir başka oluyor!) Uzak köşede tek başına bir Puma’nın ısınma hareketleri yaptığı görülüyor. Ona özenen Lama’nın taklit kokan hareketleri ise dikkatlerden kaçmıyor. (Kendin olsana Lama!) Bak sen şu Kurbağaya: biraz ciyak ciyak biraz vırak vırak, ama olsun, sonuçta kendi şarkısını söylüyor! (Yine de abartmamak lazım!) Timsahın başı şişmiş, dinden imandan çıkıp o kızgınlıkla bir hayvanı mideye indirebilir. Gel de bunu cırlayıp duran Cırcır Böceklerine anlat. Onları da anlıyoruz ama nedir şu Lemur’dan çektiğimiz arkadaş! Biri şuna zırlamayı kesmesini söylemeli! Rakun’a da Allah akıl fikir versin, uyumaya çalışan yavru Pelikanların başında horon mu oynuyor nedir, öyle saatlerdir tepiniyor! Bir Kuğu’nun Vaşak ile ne alıp veremediği olur bilinmez ama işitilenler kavgada dahi söylenmeyecek sözler!
Sızlanma ve şikayet sesleri yükselirken, bulunduğu o kargaşa ortamından tamamen sıyrılmış, bir köşeye sinmiş, huşû içinde kitap okuyan ufak bir Tavuğun ayağa kalktığı görülmüş. Kitabını sırtındaki heybesine koymuş, gözünde gözlük, ayağında terlik olan, bir kulağının arkasında kalem duran, büyülü bir gerçekliğe sahip bu tavuk sakin ve emin adımlarla kürsüye gelmiş. Mikrofonun üzerindeki düğmeye basmış ve konuşmaya başlamış:
“Sevgili hayvan kardeşlerim, hepinizi saygı ile selamlıyorum!”
Bir anda çıt çıkmaz olmuş salonda, bütün hayvanlar durmuş, rahatlamış ve kürsüyü görebilecek biçimde konumlanmış. Yüzlerce gözün kendisine çevrildiği, adeta bir esenlik gibi çıkagelmiş tavuk sözlerini sürdürmüş:
“Burada toplanmamızın elbet bir amacı var. Bana gönderilen davetiyede şöyle yazıyor: ‘Leman ile Süleyman’ın bu mutlu günlerinde sizleri aramızda..’ Şey, özür dilerim, karıştırdım, şu davetiye.. hah!..
‘Sayın Vuk Gıtgıt, mâlumunuz olduğu üzere insanoğlunun doğaya saygısı kalmamış, yaşam alanlarımız büyük oranda ifsad edilmiş, orman yangınları ile başımız belada, birçok türümüzün nesli tükenme noktasına gelmiş, evcilleştirme adı altında milyonlarca kardeşimiz insanların elinde esir edilmiş, bu hayvanlar konformist bir yaşam içinde fıtratlarından uzaklaştırılmış, özlerine yabancılaştırılmış, çıkarcılığı, bencilliği ve fırsatçılığı kimlik edinmiş, doğayla bağları kopuk, sokaktaki ve doğal hayattaki kardeşlerinin sorunlarıyla ilgilenmez olmuştur. Acil önlem alınmazsa, hayvanlar âlemini yakın gelecekte bir yok oluşun beklediğini söylemek abartı olmaz. Bu konularda ilmi çalışmaları olan sizi, hayvanlar âleminin sorunları üzerine bir tebliğde bulunmak üzere 1. Geleneksel ve Uluslararası ‘Vay Hayvan Vay!’ / Sorunlar ve Çözüm Yolları Sempozyumu’nda aramızda görmekten büyük şeref duyacağımızı bilmenizi isteriz. Allah’a emanet olun!’
Bütün hayvanlar meraklı gözlerle sözlerine kulak veriyor, Vuk Gıtgıt, sorunları ve çözüm önerilerini ortaya koyduktan sonra, bir noktanın altını ısrarla çiziyormuş:
‘Sadece hayvanların dertleri olduğunu sanmayın, insanların da yığınla derdi var. Ancak bu dertler yakınmakla son bulacak olsaydı, dert denen şey nedir çoktan unutmuştuk! Sadece şikayet etmekle olmaz, her birimiz, üzerimize düşen görevi yapmadıktan sonra, kimsenin gelip bizi kurtarmasını beklemeyin. Bir kahraman arıyorsak, herkes onu içinde bulacaktır, bulsun. Sağlıklı olan herkesin ödevini kendi yapmasıdır. Yeryüzünde iyiliği ve güzelliği çoğaltalım! Doğruluğun arkasında dimdik, kararlı, bedeli neyse ödeyerek duralım!’
Konuşmasının sonunda büyük alkış alan Çılgın Vuk, tevazu içinde salondan ayrılıp, gördüklerini, öğrendiklerini başkalarına da anlatmak, söylediği gibi, iyiliği ve güzelliği çoğaltmak üzere yeni diyarlara doğru yola koyulmuş.
Paylaşım için teşekkürler . Güzel konu oldu gerçekten. 179