Çılgın Vuk ve Deniz Anası
Bir varmış, bir yokmuş. İyi günde ve kötü günde, varlıkta ve yoklukta, hastalıkta ve sağlıkta, demem o ki her şartta doğaya sadık, saygıda kusur etmeyen, sevgide indirime gitmeyen kahraman Tavuk, nam-ı diğer Çılgın Vuk odasında çayını yudumluyor, gazetesine göz atıyorken birden irkilmiş.
Manşetten verilen bir haberden yükselen feryatlar diğergam Vuk’un yüreğinde yankılanmış:
‘Analık Hakkımı Helal Etmiyorum!’
‘Trabzon açıklarında basın açıklaması yapan De-fol (Denizlerin Farkında Ol) Derneği Başkanı Deniz Anası açtı ağzını yumdu gözünü! Dün, sabahın ilk ışıklarıyla kameralar karşısına geçen Başkan, tarihi açıklamalarda bulundu. Karadeniz’deki kirliliğin artık katlanılmaz bir boyuta ulaştığını, insanların bu vurdumduymazlığından bıkıp usandıklarını belirten Anası, ‘Deniz insanların çöp kutusu değil, burada milyonlarca balık yaşıyor, az adam olun, ne bu yahu!’ dedi.
Ellerindeki dökümanları göstererek vicdansızlığın istatistik bilgilerini kamuoyu ile paylaşan Anası, ‘Durum asla kabul edilebilir değil, nerde bu devlet, nerde bu millet, yoksa gereken neyse yapılır!’ şeklinde konuştu.
Anası, bir basın mensubunun sorusu üzerine, sivil itaatsizlik kararı aldıklarını, avlanmamak, insanlara yem olmamak için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti. Bu ayın sonunda Sinop Açıklarında gerçekleşecek Defol’un Olagan Genel Kurul Toplantısı’nda ‘Denizlerin Son Durumu’nun konuşulacağını dile getiren Başkan ‘bütün balıklar gelsin, dünyanın bütün mustazaf balıkları, bir olsun’ çağrısında bulundu.’
Haberi okur okumaz hazırlıklara koyulan Vuk, seminer notlarını, defterini, kalem kutusunu, üç beş hikaye kitabını ve yedek çoraplarını heybesine attığı gibi Beykoz’un yolunu tutmuş. Çılgın Vuk’u, burda, balıkçı barınağında, böyle acil durumlar için sakladığı takası ‘Özdalgakıran 1’ beklemekteymiş.
Vira Bismillah diyerek denize açılan kaptan Vuk, ha babam de babam kürek çekmiş, çekmiş çekmiş.. Günler haftalar geçmiş ve nihayet bizimki Sinop Açıklarına varmış.
Toplantının yapılacağı yerde bir duba, dubaya dikili bir beyaz bayrak, bayrakta büyük bir T harfi, harfin altında da aşağıyı işaret eden bir ok varmış.
Gözünü budaktan sakınmaz Vuk
- Hah, işte geldim, şöyle bir yere demir atayım, demiş.
Öyle de yapmış. Demir atmış ki, o da ne! Demir Doinkkk diye güvenlik görevlisi bir Köpek Balığının kafasına gelmesin mi!
Kimmiş bu gelen diye su yüzüne çıkan Köpek Balığı ile Vuk göz göze gelmişler! İşte şimdi yandım, diye geçirmiş içinden bizim sakar tavuk; Allah’ım sen şu Köpek Balığı’na mukayyet ol diye dua etmiş.
Başı biraz acıyan köpek balığı:
- Denizin ortasında bir taka, takanın içinde bir tavuk! Gel de çık işin içinden! Biri bana burda neler olduğunu söyleyebilir mi acaba, diye şaşım şaşım sormuş.
Saldırmayıp soru soran bir hayvandan zarar gelmeyeceğini iyi bilen Vuk, duasının anında kabul edildiğini anlayıp, sevinçle konuşmaya başlamış:
- Selamun aleyküm! Toplantı için taa İstanbul’dan geldim. O yorgunlukta seni görseydim kafana demir atmazdım! Sen de takdir edersin ki aklı başından hiçbir tavuk köpek balığına böyle bir muamelede bulunmayı aklından geçirmez! Hele de denizde! Yanlışlıkla oldu. Hakkını helal et! Çok acımadı inşallah, hı?
- Aleyküm selam. Tamam, büyütmeye gerek yok fakat sen iyi misin! Toplantıya nasıl katılmayı düşünüyorsun? Yani nasıl olur; sen bir tavuksun, toplantı suyun 15 metre altında, saatlerce sürecek, neyine güvenerek buraya kadar geldin anlamadım!
- Önce Allah’a, sonra da, yazarıma güvendim elbet. Bak gör neler olacak!
(Teşekkür ederim Vuk! Güvenini boşa çıkarmayacağım inşallah.
O halde şöyle yapalım: takanın ortasında bir bölme var, kapağı kaldır, içinde sana göre dikilmiş bir dalgıç elbisesi bulacaksın, onu giy. Paletler var, ayağına; oksijen tüpü var, sırtına geçir. Kullanma kılavuzu gibi olan o karton ise her şeyi şekille gösteriyor. Ona uygun olarak bul buluştur, tak takıştır, yak yakıştır! Güvenlik görevlisi arkadaş seni toplantı salonuna kadar getirecek. Şimdi denize dalabilirsin!)
Sözü işitip en güzeline uyan kahramanımız denilenleri yaptığında kendine arka sıralarda bir yer bulmuş, oturmuştu. Salon tıklım tıklımdı. Açılış konuşmasını yapmak üzere Deniz Anası kürsüye geldi.
“Değerli Köpek Balığı, saygı değer Yunus, pek sevimli sempatik Hamsi, sevgili Mezgit, Çinekop, Palamut, Tirsi, Zargana, İstavrit, Kalkan, Kefal, Barbon, Morina, İskorpit, Eşkina, Levrek, Çıpura, Lüfer, Torik, Kofana ve türünü temsilen aramızda bulunan tüm balık kardeşlerim, hoş geldiniz efendim!..”
Baloncuk.. baloncuk.. baloncuk.. baloncuk.. baloncuk.. (alkışlar!)
“Su altı canlıları olarak yaşam alanlarımız olan denizler, nehirler ve hatta göller insanların hor kullanımı sonucu yaşanılır olmaktan çıkmak üzeredir. İnsanoğlu kendisine nimet olarak sunulan bu alanlara karşı da nankörce bir tutum içindedir. Petrol, yağ atıkları, erozyon yoluyla toprak buraya akmakta, çöpler buralara atılmakta..”
Konuşması esnasında salona bakan Deniz Anası, söylenenleri dikkatle dinleyen, yer yer notlar alan, arada bir kalemini açmak için kalkıp çöp kutusuna giden, parmak kaldıran ve dahası kaldırdığı parmağını sallayan uluslar arası kahramanımız çılgın Vuk’u tanımış ve bir anda sözü ona getirmiş:
“Sevgili misafirler, şu an pek muhterem bir konuğumuz var, salonun en arka sırasında oturuyor.. Üstat Vuk.. Hoş geldiniz, şeref verdiniz efendim..
Havada, karada su ve yer altında, nerde olursa olsun, haksızlık karşısında sessiz kalmayan, hayvanların medar-ı iftiharı sizi, büyük şair Akif’in dizeleri ile kürsüye davet ediyorum, teşrif ediniz lütfen..”
Bu kadar övgü karşısında yüzü kızaran, kıpırtısız bir halde başını öne eğmiş mahcup Vuk, iki çift kelam etmek zorunda hissetmiş kendini. O sahneye gelirken, Deniz Anası da bir dörtlük okumuş:
“Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim
Onu dindirmek için kamçı yerim çifte yerim
Adam aldırma da geç git diyemem aldırırım
Çiğnerim çiğnenirim hakkı tutar kaldırırım”
Kürsüde iki şaşkın gibi karşılaşan Deniz Anası ile Çılgın Vuk, el sıkışmışlar. Yakıcı özelliğinden asla taviz vermeyen Deniz Anası istemeden de olsa Vuk’un canını yakmış! O kadar ki, herkesin merakla beklediği konuşmada bizimkinin ilk sözü bir nida olmuş:
“Yandım Anam! Ah! Allah’ın selamı, rahmeti bereketi siz deniz altında yaşayan kardeşlerimin üzerine olsun!
İnsanlara şaştığımı her yerde olduğu gibi burda da söylemek istiyorum. İnsan kadar kurallar koyan ve fakat onları kendi elleriyle çiğneyen, insan kadar bilen ama bildiğine sırt çeviren, insan kadar söz söyleyen ve fakat sözüne riayet etmeyen bir canlı daha yoktur!
Bana denizlerin neden kirlendiğini soruyorlar! Diyorum ki eskiden iyilik yapılır ve denize atılırdı! İyiliğin olduğu yerde ferahlık, temizlik, besin ve oksijen vardır, hayat vardır! Oysa bu zamanda ne kadar da az iyilik yapıyor insan, yapsa da onu denize atmıyor, tv’lerde, gazetelerde, herkesin gözünün önünde reklam yapıyor. Eskiden bir elin verdiğini öteki el görmezdi, şimdi elalem görmedikten sonra iyilik yapmanın ne anlamı var ki diye düşünür oldu insanlar.
Ah şu insanlar! Masallarına evvel zaman içinde başlarlar da kendi ‘ahir zaman’larından anlatmazlar çocuklarına! Zamana kötülük hakim oldu, karada ve denizde bozulmaların, yaşam alanlarının büyük oranda daralmasının sebebi bu!
İnsanlara düşen görev iyi olmak ve iyi edip eylemek, iyiliği eyleme geçirmek! Asla ve asla iyilikten taviz vermemek, dünyayı yaşanır kılan bu ışığın sönmesine müsaade etmemektir. İyilik yap denize at, Balık bilmezse Halik bilir demişler, iyi demişler!”
Konuşmasının sonunda on yüz bin baloncuk alkış alan vaiz Vuk, tevazu ile selamladığı balıkların, bakışların arasından geçip Takapark’ta kendisini bekleyen aracına, Özdalgakıran 1’e çıkmış. Yeni maceralara atılmak için küreklere asılmış, Karadeniz’in dalgalı sularında bata çıka ilerlerken bir yandan da o çok sevdiği türküyü mırıldanıyormuş:
“Sen ne güzel bulursun, gezsen Anadolu’yu, dertlerden kurtulursun, gezsen Anadolu’yu / Billur ırmakları var, buzdan kaynakları var, ne hoş toprakları var, gezsen Anadolu’yu”