Çılgın Vuk ve Ölgün Eğitim
Bir varmış, bir de bakmışsın yokmuş! Evvel zaman için de ahir zaman için de geçerli sözler varmış! Develer peygamberleri bekler iken, pireler yorganların yakılmasına üzülür iken, hiçbir hayvan hayvanat bahçesine atılmamış, bütün hayvanlar doğada kafasına göre takılıyor iken tavuğun biri, annesine, tarihin akışını değiştirecek bir soru sormuş:
- Anne, kocaman tavuk oldum ben, neden okula gitmiyorum!?
Annesini afallatan bu soruyu Vuk’tan başka hangi tavuk sorardı ki zaten!
Ne diyeceğini bilemeyen Anne Vuk ıııı.. mıı.. gıt.. mıt diye gevelemiş!
Vuk, annesi kendine gelsin diye, gelsin de kendisine olumlu bir cevap versin diye kanadını kaldırıp garsona seslenmiş:
- Bize iki çay, benimki büyük olsun, bol talaşlı olsun!
Annesi ne diyeceğini düşünürken, Vuk da kaygılı gözlerle onu izliyor, öte yandan hüp hüp çayını içiyormuş. Dakikalar geçtikçe sessizlik uzuyormuş. Ufak kahramanımız, annesinin olumsuz karar vermesinden korkuyormuş. Araya girmesi gerekmiş:
- Anne yaa, okula gidiyim gidiyim gidiyim gidiyim!..
Vuk 10’dan yukarı saymayı, çarpım tablosunu bilmeyi ve yazmayı öğrenmeyi o kadar arzuluyordu ki, ana yüreği işte, ona hayır diyemedi:
- Hadi Git Git Gidaaaaaaaak!
Annesinden olur alınca sevinç yumağına dönen Vuk, biraz mutluluktan biraz da kanat çırptığından havalara uçmuş ve çay ocağını toza dumana katmış!
Müşteriler rahatsız olmuş haliyle ve homurdanmaya başlamışlar.
Garson gelip, sakar Vuk’u uyarmış:
- Sizden para falan istemiyoruz, hemen burayı terk edin lütfen!
Bizimki, hayır demiş, kul hakkı diye bir şey var!
Önce çay paralarını ödemiş, sonra da herkesin işiteceği şekilde mahcubiyetini bildirmiş, özür dilemiş, ‘Hey, millet, hakkınızı helal edin lütfen!’ demiş.
Sevinçli bir haber aldığından, bir anda cezbeye kapılan Çılgın Vuk, kendinden geçmiş. Bu sebepten olacak, kendine yakışmayacak bir harekette bulunmuş. Az önce mutlu iken, şimdi tavukların toplum nezdindeki itibarına gölge düşürdüğü için üzgünmüş.
Hayat her dem böyle gelgitlere gebeymiş. Yaşamak, gelmek ile gitmek arasında bir yermiş. O yerde her şey yerli yerinde, yolcu yolunda gerekmiş. Kıvamında istemek, kararında beklemekmiş. Tıpkı çay gibi, demlenmekmiş. Sohbetin muhabbete değmesi gibi, sevginin sevdaya ermesi gibi, harflerin manalara yürümesi gibi, sözlerin idrakleri bürümesi gibi.
- Bir gibi bir gibi’ye bre gibi gel beraber pire gibi önümüze geleni benzetelim demiş!
Her akşam annesinin masallarıyla uykuya dalan masal kahramanımız Vuk Gıtgıt şaşkın şaşkın gülmüş, hemencecik itiraz etmiş:
- Anne, o tekerleme öyle değil ki!
Yavrusunu çok seven, üzerine titreyen anne Vuk bilmezmiş gibi sormuş: ‘Nasıl peki?’
Annesi bilmezmiş ya, afacan Vuk bilirmiş ve bilmiş bilmiş söylemiş:
- Bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber dükkanı açalım demiş.
- Niye acaba?
Bilmiş Vuk, bu sorunun da cevabını bilmiş!
- Çünkü ortak olup işi büyütmeleri gerekmiş. Artık devir değişmiş. Eskiden bir bakkal gibi kendi mahallesinde geçinip giderken, artık geçinemez, geçinse de gidemez olmuş. Ya sonra ne olmuş!? Bir bakkal bir bakkala bre bakkal, yatıyorsun ha bire, gel beraber bir market açalım demiş, süper olur!
Anne Vuk, hazır cevap evladına tebessümlü bir bakış fırlatmış. Buna karşılık Muzip Vuk da kanatlarını iki yana açmış, cin cin bakmış:
- Ne yapayım anne, beni de Allah böyle yarattı!
Annesi, söyleyecek söz bulamamış gibi evladını süzüyormuş. Bekliyormuş ki derin bir susku olsun, içi huzur dolsun.
Bu sevgili beklenti elbette boşa çıkmamış. Yine de yerine duramaz yaramaz Vuk sessizliği bozmuş:
- Sana tekerleme söyleyeyim mi?
Dur durak bilmeyen Vuk’un uyku saati gelmiş de geçmiş bile ama neyse. Haylazın annesinden evladına bir altın müsaade!..
Tekerlemeler yuvarlansın, hemen sonra, doğğru yatağa!
Tekerleme tekerleyeceği için içi kıpır kıpır sevinç dolan Vuk, yuppii demiş, tekerlemeye koyulmuş:
- Mini mini birler, Çalışkan ikiler, Mavi gözlü üçler, Dayak yiyen dörtler,
Misafir beşler, Altılar, altınımı çaldılar, Yediler, yemeğimi yediler, Sekizler, semizdirler, Dokuzlar, doktor oldu, Onlar bizi okuttu..
Heyecanlı tavuğumuz, başka bir tekerleme için zihnini yoklamış:
- Sonracığıma.. hıh!.. Ayşe Hanımın keçileri, Hop hop hopluyor, Arpa, saman istiyor, Arpa, saman yok, Kilimcide çok. Kilimci kilim dokur, İçinde bülbül okur. İki kardeşim olsa, Biri ay, biri yıldız, Biri oğlan, biri kız, Hop çikolata çikolata, Akşam yedim salata, Seni gidi kerata..
Sonracığıma..
- Eğri büğrü dalı var, Şeker şerbet balı var, Süzüm süzüm süzülüyor, Ben yemesem üzülüyor, Yüzü gözü altın üzüm, Sevilmez mi iki gözüm.
Sonracığıma, sonracığıma derken, tekerlemeleri yuvarlamış da yuvarlamış bizimki. Ya hu bu kadar tekerlemeyi ne ara ezberlemiş, söyle söyle bitmemiş:
- Sonracığıma.. Bir gün bir gün bir çocuk, Eve de gelmiş kimse yok, Açmış bakmış dolabı, Şeker de sanmış ilacı, Yemiş yemiş bitirmiş, Akşama sancı başlamış, Kıvrım kıvrım kıvranmış, Yaptığından utanmış..
Nihayet!.. Nihayet yetmiş yedinci tekerlemeyi tekerledikten sonra ancak durabilmiş bizim deli Vuk!
- Böyle işte anne.. Nasıl, en çok hangisini beğendin?.. Anne? .. Anne!?..
Annesini çoktan uyutan Vuk, eh demiş, ben de uyusam artık iyi olacak!
Dün gelmiş gitmiş, bugün gelmiş gitmiş, yarın gelmiş gitmiş ve işte gel zaman git zaman, Çılgın Vuk’un sabırsızlıkla beklediği o büyük gün gelmiş, okullar açılmış:
Dı-nı-nı Nınnn!…
Hayvanlar âleminin gurur kaynağı, devrimci dervişlerin yolunun yolcusu kahramanımız Vuk Gıtgıt, sırtındaki çantada bütün bir yılın ders kitapları + defterleri + gönye + 1 kutu Monami küçük pastel boya + 1 kutu kuru renkli kalem + kalemtraş + kalem kutusu + çıtçıtsız kalem + delgeç + 1 rulo elişi kağıdı + içinde 3 tane sallama çay, 18 tane elmalı pasta ve BİM poşetine sarılı çatal bulunan bir beslenme çantası + Matara + Yeni Başlayanlar İçin Resimli Desenli İlkokul 1 Kitabı + Diş Fırçası + kendisine hediye edilmiş bir Küçük Prens kitabı + Tasfiye Dergisi Hayvanlar Özel Sayısı + İsmet Özel’in Erbain kitabı + Ali Şeriati’nin Yalnızlık Sözleri 2 kitabı + Gariplerin Kitabı + Kucaklaşmanın Kitabı + Yoksulların ve Şairlerin Kitabı + Yeraltından Notlar + Kur’an Mesajı + Alıntılar Defteri ile geldiği 1-C sınıfında, en arka sıradaki yerini almış!
Daha dün annesinin kollarında yaşarken, çiçekli bahçesinin yollarında koşarken, şimdi okullu olmuş, sınıfları doldurmuş.
Hadi hayırlısı!