Doğa Dostu Bir Yaşama Geçiş

İnsanlık son 100 yılda hayli çılgın bir tüketim alışkanlığı içinde dünyayı pervasızca kirletti, tahrip etti. Dehşet verici bencilliğimizin acı sonuçlarıyla henüz yüzleşmiş değiliz. Doğaya düşmanmışçasına, sorumsuzca yaşamanın, yeryüzünü ifsad etmenin ağır faturasını çocuklarımızın, torunlarımızın üzerine yıkmış vaziyetteyiz. Vebalimiz büyüktür.

Her birimiz alışkanlıklarımızı değiştirip doğa dostu bir yaşama acilen geçiş yapmakla yükümlüyüz. Milyarlarca insanın bireysel adımları büyük önem arzetse de, evvela devletler ve şirketler gibi karar alıcıların zarardan dönüş yoluna girmeleri, talafi çalışmalarına dört bir koldan girişmeleri elzem.

“Dünyayı Değiştirebilirsin” adlı kitap, ahmaklığımızın faturasını önlerine koyduğumuz çocuklar için yazılmış bir rehber. Yayınevi tarafından 11-15 yaş arası çocuklar için uygun görülmüş. Bana kalırsa 7’den 77’ye hepimizin ev ödeyi niyetine okuması gereken bir kitap bu. Bizi önce hiç sorgulamadan yapıp ettiklerimiz için içten içe “özür dilemeye”, mahcubiyet hissetmeye, hemen ardından taşınabilir bir sorumluluğu yüklenmeye davet ediyor.

Plastik Belası.

İşe plastik kullanımını en aza indirmekle başlamak gerekiyor. Plastik zararlı kimyasallar içerir, doğada hiçbir zaman tam olarak yok olmaz, mikro plastik adı verilen küçük parçalara ayrılır ve sıklıkla hayvanların yiyeceklerine karışır. Pet şişelerin, damacanaların yapısındaki zararlı maddelerin insanların içtiği suya karıştığı da bilinen bir gerçek. Başta tek kullanımlık pet şişeler, bardaklar, pipetler olmak üzere plastik kullanımını en aza indirmek için acil ve etkili önemler almak gerekiyor. Zira ormanlar, denizler, okyanuslar plastik atık yığınlarıyla dolmak üzere.

“Üzücü Ama Gerçek” başlıklı kutucuklarda vahim gerçekleri önümüze koyuyor kitap: “Plastik atıklar sebebiyle her yıl 100.000 deniz canlısı ve yaklaşık 1 milyon deniz kuşu hayatını kaybeder.”

Ne Yapmalı?

Tek kullanımlık plastik şişeler yerine tekrar kullanılabilir sağlıklı cam/termos şişeler, bardaklar kullanmalıyız. Dünyada her yıl 500 milyon pipet üretiliyormuş. Bir pipetin doğada çözünmesinin ise 500 yılı bulacağı hesap ediliyor. Her yıl okyanuslara 8 milyon ton plastik atık olarak dönen pipetleri kullanmasak ne kaybederiz ki? Hiçbir şey.

2050 yılında, okyanuslardaki plastiklerin ağırlığının balıklarınkini geçeceği tahmin ediliyor. Dehşet verici bir şey bu.

Plastik poşetler yerine her zaman yanımızda, çantamızda bulundurabileceğimiz sağlıklı, tekrar kullanılabilir alışveriş torbalarına yönelmeliyiz.

Moda endüstrisini durdurmalı.

“Hızlı moda endüstrisi, petrol endüstrisinden sonra dünyayı en çok kirleten sektör.”

Kitap bize etik, sürdürülebilir ve doğa dostu bir moda anlaşını öneriyor. “Dünya çapında her yıl yaklaşık 80 milyar parça giysi satın alınıyor ve yarısından fazlası çöp sahalarını boyluyor.”

Sade bir yaşamı tercih etmeli, hayatın her alanında israfla mücadele etmeli, az tüketmeli, ihtiyacımız olmayan şeyleri satın almamalı, satın almışsak da ilk fırsatta çöpe atmayıp ihtiyacı olanlarla veya sevdiklerimizle paylaşmalıyız. Eşyalarımızı tamir etmeli, yeniden ve yeniden değerlendirmeliyiz. Çok daha düşük ücretler ödeyerek ikinci el eşyalar satın alıp ihtiyaçlarımızı giderirken israfın önüne de geçmiş oluruz.

Kitap, geri dönüşüm konusunda da bilinçlenmemizi istiyor. “Nasıl olsa geri dönüşüm var” rahatlığı içinde olursak çöp üretmeye, kirletmeye, doğaya yük olmaya devam ederiz. Geri dönüşüm en son tercih olmalı çünkü sanıldığı kadar basit bir işten bahsetmiyoruz. Geri dönüşüm esnasında fazlasıyla elektirik ve su kullanılmak zorunda. Yani, bunun da maliyeti var!

Hayvanlara Eziyet Etmemek.

Et, süt ve yumurta tüketirken, bu ürünlerin hangi şartlarda üretildiğini, hayvanların nasıl bir ortamda yetiştirildiğini dikkate almalıyız. Mesela kafeslerde, ağır kölelik şartlarında, yumurta makinesine dönüştürülen tavukların yumurtalarını satın almayarak bu büyük günaha ve suça ortak olmamalıyız. Hayvanlara yapılan acımasızlıklara destek olmadığımızdan emin olmalıyız. Yine, hayvanların eğlence için kullanılmasını reddetmeliyiz.

Kitap boyunca okurların ekoloji ve ikrim krizi hakkında bilinçlenmesi için kolay anlaşılır bir dille teorik ve pratik bilgiler sunulmuş. Örnek çalışmalarla ufku açılan okurlar, her alanda hemen hayata geçirilmeye hazır ipucu bilgilerle donanım sahibi hale geliyor.

İklim Krizi.

Sürdürülebilir Balıkçılık, Bahçe İşleri ve Açık Hava Etkinlikleri, Balkonda Bahçe, İç Mekanda Bitki Yetiştirmek, Organik Gıda Yetiştirmek, Arılar, Daha Az Elektirik Harcamak, Su Tararrufu Yapmak, Hayvan Hakları, Nasıl Daha İyi Bir İnsan Oluruz?, Paylaşmak, Bağışlamak ve Farkındalık Yaratmak konularını teorik ve pratik bilgilerle yetkin biçimde ele alıyor kitap.

Başta kendi hayatımız olmak üzere çevremizi ve dünyayı daha iyi, yaşanılır kılmak için bilmeye, cesaret etmeye ve tavır almaya ihtiyaç duyarız. Dünyayı Değiştirebilirsin gibi iddialı bir başlığa sahip bu kitap tüm bu ihtiyaçları karşılamaya dönük hatırı sayılır bir armağan niteliğinde. Kendinize ve sevdiklerinize hediye ederek başlayabilirsiniz.

Başlayalım

milletin gazinoda harcayacak parası yok

1 Ağustos sabahı Türk Hava Yolları uçağıyla ailece İstanbul’a gitmek üzere Trabzon Havalimanı’na giriş yaptık, bavulları teslim edip son kapının önünde beklerken bir saat elli dakikalık gecikme olacağını gördüm ekranda. Sağ olsun THY, uçağın kalkmasına 15 dakika kala lütfedip mesaj atarak bizi bilgilendirme nezaketini gösterdi.

Biri 7, diğeri 3 yaşında iki çocuğu Trabzon Havalimanı gibi küçük kapalı bir alanda 3 saat boyunca nasıl oyalayacaksın? İçerde bir oyun alanı, etrafta bir ağaç gölgesi, dinlenme yeri de yok. Vatandaş 5 dakika geç kaldığında bedelini biletlerin zayi olmasıyla öderken kurumlar, şirketler şu kadarcık bir insani hassasiyet gösteremiyor, telafi yolunda bir kaç adım atmıyor, atamıyor. Fiyakalı reklamlara milyar dolarlar harcayıp fos diye sönecek imajlar oluşturmaya çalışacaklarına sahiden müşterilerin hak ve memnuniyetlerini gözeten insan merkezli politikalar uygulasalar ya.

Yapış yapış sıcak tepemizde, havalimanından çıktık. Dışarda vaktin canını almamız gerek, THY’nin başlattığı işi tamamlamak, iki çocuğu oyalamak zorundayız.

Kapıya çıktık ki bir ses, aşırı bir ses, göğü yırtıyor adeta. Ne olduğunu anlamak birkaç saniye aldı. Binaların hemen üstünden bir savaş uçağı geçti, ardından iz bırakarak yükseldi, yükseldi ve ta ilerden dönüş yaptı. Bir ihtimal Türk Yıldızları’na, çok büyük ihtimalle Solo Türk’e ait bir F-16’ydı. Solo Türk her Allah’ın günü bir yerlerde gösteri uçuşu yapıyor, odur.

Uçağımızın geç kalkmasında bu gösteri uçuşlarının ne kadar payı vardır bilemiyorum, resmi açıklama yapılmıyor, yapılsa bile güvenebilir miyiz? Resmi açıklamalardaki yalan dolan oranını hesap edip hakikate ulaşmak güç. TÜİK olsa açıklama yapan, yüzde 80 yalan da, ya başka kurumlardan gelen açıklamalardaki oran? Bu ülkenin vatandaşı olmak zor iş vesselam. Münafıklık veya alametleri her yerde. Ahir zaman diyerek işin içinden çıkıyor Müslümanlar. Zamanın içini dolduran da içine eden de biz insanlarız, onun bir suçu yok! Zamana rengini ve kokusunu biz veriyoruz. Şu esaslı nimete laf etmekten vazgeçsek artık…

Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı “gurur” ve “hamaset” kaynağı Solo Türk gökyüzünde şekiller yapar, etrafa ses efektleri yayarken çocukları ve çocukluk düzeyine raptedilen Milleti heyecanlandırıyor, etkiliyor, evet. Amaç vatandaşların ülkeleriyle gurur duymaları, kendilerini devletine, vatanına bağlı hissetmeleri, aidiyet bağlarını kuvvetlendirmeleri. “Güçlü Ordu-Devlet Güçlü Millet” algısının her daim mevcut olması gerekiyor, bilinç düzeyinde. Devletin ne denli güçlü olduğunun bilinçaltının derinliklerine nüfuz etmesi gerekiyor hiç değilse. Okullar ve kışlalar bu amaçla kaynakları tüketiyor değil mi zaten? (Artık yetmiyor mu yoksa bir süredir?) Saygı ve hayranlık duyan, söz dinleyen ve itaat eden, el pençe divan duran makbul vatandaşlar imal etmedikten sonra ne işe yarar bu devasa sistem, heybetli Leviathan?

Çocuklar “vaaavvv” diye nida ederken sözleriyle veya gözleriyle, ben yer yer öfkeyle bakıyorum bu gösteri uçaklarına, yer yer gülüp geçiyorum. Kimse kızmasın ama saygıya değer görmüyorum. Bir yangını söndürmeye gitmiyorlar, insani yardım için bir afet bölgesine intikal etmiyorlar.

80 yıl önce ortalama bir Afrika ülkesinde, bilmem hangi resmi günde, devlet erkanı önünde, dosta güven düşmana korku vereceğim ayağına, milleti etkilemek için 3- 5 ithal tankın yürütülmesi ne kadar sığ bir tiyatro gösterisiyse, bunlar da ancak o kadar. Bu kofluğu ve israfı kabul etmiyorum.

Bir insanın bir yere (kurum olur, şehir olur, ülke olur, devlet olur) kendini ait hissetmesi o yerde huzur ve güven içinde yaşamasına, kendini özgürce var etme imkanı bulmasına ve adil bir yönetim altında olmasına bağlıdır.

Siz bu ülkenin çocuklarına kamu imkanlarını adil bir şekilde sunun, fırsat eşitliği sağlayın, karşılığı olan bir gelecek umudu sağlayın, ehliyet ve liyakat sahiplerinin önünü açın, emeklerinin karşılığını alabilsinler, o vakit bu tür pahalı şovlara gerek kalmaz. İnsanlar kendilerini bu topraklara ait hisseder, kendileri ve ülkeleri için yüce bir ruh ve enerjiyle çalışırlar. Aidiyet bağları güçlü olur, ayakları yere sağlam basar. Biz buradayız ve buralıyız derler, ülkelerini, dağlarını, denizlerini sahiplenirler.

Bugün gençlerin büyük çoğunluğu umutsuz, fırsatını bulsa bu ülkeden kaçmak istiyor. Doktorlar Almanca kurslarını dolduruyorlar. Bu ülkede bir gelecek gören varsa babasının milletvekili maaşına veya miras kalan gayrimenkul gelirlerine baktığı içindir.

Bir yanda ele geçirilen ve ganimet malı gibi yağmalayan (devlet) kamu kaynaklarıyla, “kervana saldırı” neticesi nemalanan bir avuç azınlık, öte yanda yoksullaştırılmış, mülksüzleştirilmiş, barınma hakkına erişemeyen geniş bir halk kesimi, gözlerinin feri kaçmış halkın çocukları… Bir yanda “haram helal ver Allah’ım” diyerek köşeleri kapan ve “al gülüm ver gülüm” diyerek semirenler, öte yanda asgari ücret sularında kulaç atan, açlık sınırının altında hayatta kalmaya çalışan geniş halk kesimleri.

Simitle, çiğ köfteyle, tavuk dönerle karnını doyurmaya çalışan bu haklın çocuklarına yukardan bakarak şov yapmaya utanmıyor musunuz? Bu ne şımarıklık böyle?

Halkın parasıyla satın alınan, yakıtları da kendileri gibi milyar dolarlar tutan ithal oyuncaklarınızla gökyüzünde şov yapmayı bırakın da yere inin, ayaklarınız yere bassın. Meydanlara, ara sokaklara, arka sokaklara, yarısı kirada yaşayan, yevmiyesini çıkartmaktan başka hedefi kalmamış insanların yanına varın, yüzüne bakın.

Kof hamaset gösterilerinden bıktık artık. “Millete eğlence lazım” diyorsanız, bunca masrafa, israfa gerek yok. Bu milletin gazinoda harcayacak parası yok.