Dün Ahmet ve Selim’le Silivri Cezaevi’ne ziyarette bulunduk. Av. Selçuk Kozağaçlı ile kısa bir görüşme gerçekleştirdik. Avrupa’dan yabancı misafirleri, meslektaşlar vardı, onları bekletmeyelim dedik.
Yanlış duymadıysam 12 gündür açlık grevindeydi. Halsizliğinden belli oluyordu. Kısa bir süre önce babası vefat etmişti. Yetkililer uzun saatler süren yolculuk boyunca (İstanbul- Konya- İstanbul) bileklerindeki kelepçeyi çözmeyerek, zaten haksız yere tutuklu bulunan bir hukukçuya ilaveten işkence etmenin zalimliğini sergilemişlerdi. Konya’da mezar başında çekilmiş bir fotoğrafı basına yansımıştı. Büyük bir zulmün küçük bir parçasıydı sadece o kare.
O şartlar altında, kutu kadar küçük görüşme odasında, hal hatırdan sonra dosyasından aşağıdaki kâğıdı çıkarttı. Aylar önce kendisine gönderdiğimi unuttuğum çocuk kitabımı okuyup notlar almış. Ayrıntılı olarak tahlil etmiş, eleştirilerini aktardı. “Vay be” demeden edemedim. Bana fazla böyle şeyler! Edebiyatın biraz, “çocuk” edebiyatının hepten küçümsendiği, arkadaşlara, kardeşlere hediye ettiğim kitapların çoğunlukla okunmadan bir kenara atıldığı bir ortamda şaşırmamak ne mümkün!
Bu nezakete ve derinliğe karşı saygı duruşunda bulunmak adına paylaşmak istedim.
(Ben de Özge keşke daha çok çizseymiş dedim.)