Klimasal Suç, Şaka Değil!

http://islamianaliz.com/haber/hakkinda-%E2%80%9Chalki-askerlikten-sogutmak%E2%80%9Dtan-dava-acilan-basaran-zorbaliga-kuzu-gibi-itaat-edeceksem-ne-diye-muslumanim-diyorum-19545

Bunu beklemiyordum desem, yalan olur.

Genelkurmay Başkanlığı ihbar etti, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İddianameyi hazırladı, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi kabul etti, 21 Mayıs 2015’te dava açıldı, 2015/312 Esas numaralı dosyasında “Halkı Askerlikten Soğutmak” (TCK m.318) suçlaması ile yargılanacağımı bugün öğrenmiş bulunuyorum.

Adalet’e, Hukuk’a, Anayasa’ya aykırı olarak suçlanan ben değilim, bu ülkedeki “İfade Özgürlüğü”dür. Eleştiri Hakkıdır.

Suçlanan ve cezalandırılmak istenen ben değilim, “Askere Gitmeyin” adlı bir kitaptır.

Bu tek başına benim kitabım değil, 394 kişinin kitabıdır.

Bu kitapta 385 cümle sahibi ve cümlelerini sanatla ortaya koymuş 9 sanatçı var.

Bu kitabın öncesinde bir eylem, arkasında bir internet sitesi var.

Bu bir sivil itaatsizlik kitabı, sivil itaatsizlik güzel bi’şe!

Mahkûm edilmek istenen, zulme itaatsizliğimiz ve pasif direniş ile bir hakkı ayakta tutmaya niyetlenen BİZ.

Kimse kusura bakmasın ama mahkûm edilemeyiz. Çünkü haklıyız.

Kanundan güçlü ve haklıyız. İşte bu kadar basit.

Bir an için bile olsa telaşlanmadık, en ufak bir pişmanlık veya üzüntü duymuyoruz.

Zorbalık eseri kanunlara kuzu gibi itaat edeceksem ne diye Müslümanım diye ortalıkta dolaşıyorum, ne diye namaz kılıyorum!

‘Yeni Türkiye’ye değil Adalete inanıyorum.

Onunla Mahkemede karşılaşır mıyız dersin?

Hayırlısı…

 

*Klimasal Suç:

http://mehmetalibasaran.com/2015/04/07/klimasal-suc/

“Her Türk bebek doğar!”

http://t24.com.tr/yazarlar/hande-cayir/her-turk-bebek-dogar,11699

Dün gibi aklımda…

“Halıya basmak istiyorum artık” demiştin…

Postallar…

Artık postalsız olmak istemiştin. Altı aydır postalla yürüyordun çünkü.

Ağlamıştın o gün sonra… Bense telefondaki bir ses olabilmiştim sadece…

‘Askere gitmeyin’ kitabı…

Askere gitmeyin çünkü” cümlesini 381 kişi* tamamlamış. Sonra bu cümleler kitap** olmuş.

Ondan sonra da Genelkurmay Başkanlığı şikâyette bulunmuş ve soruşturma açılmış.

Cümlelerin bulunduğu siteyi avukat Mehmet Ali Başaran kurmuş. İfadesini almışlar.

‘Hesabı bir kişiye kesmek…’

Mehmet Ali Başaran’dan:

Hep birlikte hareket ettiğimiz için hepimize birden dava açılmalıydı yasaya göre. Buna ihtimal vermiyorduk, zira 381 cümle sahibine ayrı ayrı dava açılmasıyla (381 dava eder bu) kamuoyuna bu suçun akıl mantık dışı bir suç olduğunu gösterecektik.

Diğer ihtimalde, dava açılmayacaktı ve biz yine bu suçun saçmalığını kanıtlamış ve bir sivil itaatsizlik ortaya koymuş olacaktık.

Bir diğer ihtimal; belki arada en zayıf halkayı bütün adına mahkûm etmeye çalışmak -hesabı bir kişiye kesmek- taktiği olacaktı ki, bu yasaya uymaz ama daha kullanışlı olabilirdi devlet adına. Şu an bu son ihtimal devrede.

Genelkurmay Başkanlığı’nın suç duyurusu üzerine sadece bana açılmış bir soruşturma var. İfade verdik. Ben ve katılan avukatlar bunun yaklaşık 400 kişinin bir arada ama ayrı muhalefeti, itaatsizliği olduğunu belirttik. Kamuoyunda oluşturulabilecek algıya göre dava açılması gündeme gelebilir. Devlet aklı nasıl işleyecek, göreceğiz.

Düşünce Suçuna Karşı Girişim’i kuran Şanar Yurdatapan… Sivil itaatsizlik eylemi önermiş. Yani diğer yazarların da kendilerini ihbar etmelerini…

“Bu bir suçsa ben de bu suçu işledim” demelerini…

Önsöz’den…

Öğrendim ki askeri uçağın*** kalkış maliyetiyle orta ölçekli bir kadın sığınma evi açılabiliyormuş.

Vergilerimiz barınma, beslenme, sağlık gibi temel ihtiyaçlar yerine savaş helikopterlerine harcanıyormuş.

Ve bu helikopterlerin 6 tanesi 400 milyon dolarmış.****

Kitapta kim, ne diyor?

Adnan Saraçoğlu: Askere gitmeyin, şayet giderseniz, sırf başka bir coğrafyada doğup büyüdü ve sizin gibi askere gitti diye, tanısanız can ciğer dost olacağınız birini öldürmek zorunda kalabilirsiniz ve bunu da kahramanca yaptığınıza kendinizi inandırabilirsiniz.

Ali Erol: Askere gitmeyin çünkü cinsiyetçilik ve homofobinin eksik olmadığı Türkiye toplumunda kurumsal militarizmin kalesi olarak bilinen ordu, eşcinselliği “ibnelik”ten ibaret gördüğünden eşcinsel erkeğe pervasızca yaklaşır, onu damgalar ve hayatını zehreder; insan yerine koymayıp aşağılar, ruhuna ve kişiliğine saldırır, değersizleştirir ve tabii ki süründürmekle yetinmez, “gerekirse” öldürür.

Ayhan Bilgen: Askere gitmeyin çünkü zorunlu askerlik bir insan hakları ihlalidir.

Celal Bayraktar: Askere gitmeyin çünkü pimi çekilmiş el bombasını elinize verebilecek kadar kafayı yemiş bir komutanın emrine girebilirsiniz.

Doğan Özgüden: Askere gitmeyin çünkü ben tam 56 yıl önce zorunlu olarak gittim ve 1,5 yılımı yitirdim.

Efe Özikiz: Askere gitmeyin çünkü sizi seviyorum!

Emre Berber: Askere gitmeyin çünkü Allah’tan başkası adına ölüme yürünemez ve kimse öldürülemez.

Gün Zileli: Askere gitmeyin… Gelemeyebilirsiniz…

Hakan Akçura: Askere gitmeyin çünkü askerlik sizi siz yapan her şeyi kurutmayı hedefler, icabında sizi bir cezalandırma yöntemi olarak bir kayanın üzerine çıkartır, tüm kışlanın, arkadaşlarınızın önünde “ben uzayda kaybolmuş yapayalnız yeşil bir otum!” diye bağırttırır, yıllar önce Manisa’da zavallı bir erin başına geldiği gibi.

Nil Özcansen: Askere gitmeyin çünkü gönüllülük esası veya kişinin rızası olmaksızın zorla yaptırılan her şey insan haklarına aykırıdır.

Sadık Ahmet Aysal: Askere gitmeyin çünkü Allah’ın verdiği canı Allah alır.

Sennur Sezer: Askere gitme, intihar edersin.

Şeyda Can Yılmaz: Askere gitmeyin çünkü “herkes bebek doğar!”

Umut Maral: Askere gitmeyin çünkü neden bir kuş veya kaplumbağa sınırdan özgürce geçiyorken birileri istediği için insanlar geçemesin?

Veysel Vesek: Askere gitmeyin çünkü ben askerlik yaptım ve pişmanım.

Zafer Ürgüp: Askere gitmeyin çünkü sadece bir rakam olabilirsiniz!

Zuhal Özden: Askere gitmeyin çünkü hiçkimse size ölmeyi, öldürmeyi emredemez.

* Öğrenci, hukukçu, gazeteci, sanatçı vb.

** 68 sayfalık kitap basılmamış. Online hali şurada

*** Eskişehir’de bu uçaklar hep uçar. O kadar çok uçar ki telefonla bile konuşulamaz bazen sesten…

**** Bu rakamlar kitapta var. Önsözü Mehmet Atak yazmış.

Not 1:Herkes bebek doğar”  davasındaki şahitler narkozsuz doğum yapan annelermiş. Bebeklerinin, asker değil, bebek olarak doğduklarını söylemişler. Ve kayda geçmiş…

Not 2:Halkı Askerlikten Soğutma” suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 318. maddesinin ve zorunlu askerliğin kaldırılması ve düşünce ile ifade özgürlüğü hakkı için 13 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul’da Çağlayan Adliyesi önünde bir sivil itaatsizlik eylemi düzenlenmişti. Mehmet Ali Başaran‘ın Türkçe ve Ali Fikri Işık‘ın Kürtçe sunumları akabinde tiyatro oyuncuları Ayşe Lebriz Berkemve Mehmet Atak;  aralarında aşağıdaki isimlerin de bulunduğu farklı dünya görüşlerine sahip 381 kişinin “Askere gitmeyin çünkü…” ile başlayan cümlelerini okumuştu:

Adnan Saraçoğlu, Ahmet Dindar, Akın Birdal, Ali Akay, Ali Barış Kurt, Ali Erol, Ali Fikri Işık, Ammar Kılıç, Anjel Dikme, Arzu Başaran, Aslı Erdoğan, Aydın Engin, Aygül Erce, Ayhan Bilgen,Ayşe Batumlu, Ayşe Gökhan, Ayşe Kilimci, Ayşe Lebriz, Ayşegül Sönmez, Ayşegül Şora, Azad Barış, Bahadır Yıldız, Balam Kenter, Banu Vardar, Barış Sulu, Berat Günçıkan, Berfin Zenderlioğlu, Bora Akıncıtürk, Cafer Solgun, Coşkun Üsterci, Davut Erkan, Defne Gürsoy, Dilek Hattatoğlu, Doğan Özgüden, Doğan Tarkan, Doğu Eroğlu, Elif Ergezen, Emre Senan, Emrullah Beytar, Ercan Jan Aktaş, Erden Kosova, Erol Özkoray, Ersin Salman, Esen Çamurdan, Esmeray Yoğun, Esra Çiftçi, Esra Mungan, Fatma Nevin Vargün, Ferhat Kentel, Feza Şişman, Filiz Işıker, Filiz Karakuş, Gökhan Kaya, Gönül Dinçer, Gülizar Tuncer, Gülsen Feroğlu, Gülsüm Ekinci, Gülsüm Soydan, Gün Zileli, Hakan Akçura, Hakan Tahmaz, Hale Akay, Halil Savda, Haluk Gerger,Handan Öztürk, Hüda Kaya, Hülya Gülbahar, Hülya Tarman,Hüsniye Parpar, İnan Suver, İnan Temelkuran, İrfan Sarı, İsak Mızraklı, İsmail Beşikçi, İzzet Yasar, Jale Parla, Jülide Kural, K. Deniz Pireci, Keje Bemal, Kemal Ördek, Kızılca Yürür, Lara Aysal,Levent Pişkin, Lorenc Jasharillari, Mahmut Alınak, Mehmet Ali Başaran, Mehmet Atak, Mehmet Bal, Mehmet Günyeli, Melek Özman, Melis Tantan, Meral Candan, Meral Geylani, Meryem Rabia Taşbilek, Mualla Gülnaz Kavuncu, Murat Germen, Murat Tosyalı, Mustafa Elveren, Mustafa Sütlaş, Müjgan Halis, Naim Dilmener, Nazan Üstündağ, Nebahat Akkoç, Nebiye Arı, Necip Fazıl Kocaoğlu, Neşe Yasin, Nil Mutluer, Nilgün Toker, Nur Sürer, Oğuz Sönmez, Ohannes Kılıçdağı, Ohannes Şaşkal, Osman Elbek, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Özlem Dalkıran, Ragıp Duran, Reha Ruhavioğlu, Rojin Ülker, Roni Margulies, Sadık Yalsızuçanlar,Seçil Türkkan, Seçkin Yasar, Selda Aksoy, Selim Kocagöncü,Sema Kaygusuz, Sennur Sezer, Serap Güre, Sevahir Bayındır,Sevim Korkmaz Dinç, Sevin Okyay, Sibel Özbudun, Suzan Samancı, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Şeyhmus Diken, Tamay Semerci, Tan Oral, Tayfun İşçi, Tennur Koyuncuoğlu, Turan Eser, Uğur Bilkay, Üstün Bol, Vahap Coşkun, Veysel Vesek, Yannis Vasilis Yaylalı, Yaprak Zihnioğlu, Zeynep Tozduman, Zozan Özgökçe, Zuhal Özden, Zübeyde Kılıç.

önceki beyanlarımı tekrar ederim

“Halkı Askerlikten Soğutmak” diye kabul edilemez bir “suçu” işlediğim için ifade vermem isteniyor.

Mesleklerden bir meslek hakkında duygu ve düşüncelerimizi belirtiyoruz, daha güzel bir dünya özlemi ile, barış ve kardeşlik için temenni sayılması gereken sözlerimiz için soruşturma başlatılıyor.

Çağ dışı kanunların yasa diye neden dayatıldığını, ifade özgürlüğü’nün nereye kaybolduğunu sorgulamıyorlar.

Buna suç deniyorsa, suçumu kabul ediyorum. Vicdani ret beyanımdan bu yana defalarca kez ifade verdim. Önceki beyanlarımı tekrar ederim!

http://www.birgun.net/news/view/askeregitmeyincom-sitesine-sogutma-sorusturmasi/15868

“Genelkurmay Başkanlığı’nın şikâyeti üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, http://www.askeregitmeyin.com sitesi hakkında, “halkı askerlikten soğutmak” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Site yetkilisi vicdani retçi Av. Mehmet Ali Başaran’ın önümüzdeki günlerde ifade vermesi bekleniyor.

Vicdani retçilerin çağrısıyla Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) “halkı askerlikten soğutma suçu”  başlıklı 318. maddenin kaldırılması için Çağlayan Adliyesi karşısında 13 Eylül 2013’te  toplanan yaklaşık 30 kişi “askere gitmeyin çünkü;…” diye başlayan cümleleriyle sivil itaatsizlik eylemi gerçekleştirildi. Basın açıklamasında, “Halkı askerlikten soğutmak diye bir suç olamaz. Biz bu böyle bir suçu kabul etmiyoruz. Türkiye’de ağır bir dayatma olan zorunlu askerlik ile ilgili duygu ve düşüncelerimizi ifade etmemiz suç sayılacaksa, sayılsın. Biz bu suçu işlemek için buradayız” ifadeleri kullanıldı. askeregitmeyin.com sitesinde dört ay süren kampanyanın ardından, kampanyaya katılan 381 katılımcının cümleleri daha sonra bir kitapta toplandı.

TCK 318 MİADINI DOLDURDU

Genelkurmay Başkanlığı’nın kampanyaya ilişkin şikâyeti üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, http://www.askeregitmeyin.com sitesi hakkında, “halkı askerlikten soğutmak” suçlamasıyla soruşturma başlatıldı. Site yetkilisi vicdani retçi Av. Mehmet Ali Başaran ifade vermek üzere Bakırköy Cumhuriyet Savcılığına çağrıldı. Önümüzdeki günlerde avukatı Davut Erkan ile birlikte ifade vermesi beklenen Başaran, Çağlayan Adliyesi önünde yapmış oldukları eylemin Türkiye’de bir ilk olduğuna dikkat çekerek, 318’inci maddenin miadını doldurduğunu ve hukuk dışı bir yasa olduğunu söyledi. Maddenin kaldırılmasını istediklerini ifade eden Başaran, “Böyle bir soruşturma açılabileceğini bekliyorduk” dedi” (BirGün, Erçin Yıldıral)

http://vicdaniret.org/genelkurmay-sikayetci-oldu-askeregitmeyin-com-sitesine-sorusturma-acildi/

“Bedelli Askerlik” Neyi Iskalıyor?

Geleneksel “bedelli askerlik” tartışmaları başladı.

Bu sene de tahminler havada uçuşuyor: “Yaş Şu Bedel Bu”

Yaş tahminleri 25 ila 30 arasında, bedel tahminleri ise 17 Bin TL ila 25 Bin TL arasında değişiyor.

Değişmeyen tek şey zorunlu askerlik ve neticesi olan büyük adaletsizlik…

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne katılan vatandaşların hatırı sayılır bir kısmı “mecbur bırakıldığı” için askerde. Gönüllü değil zorunlu olduğu için.

Öte yandan askerlik yapanlardan daha fazla sayıda, hâlihazırda yaklaşık 1 milyon insan ise bir şekilde askerlik yapmamanın derdinde.

İşte, bedelli askerlik böylesi büyük bir derde çare. Ancak açıktır ki bu hiç de adil olmayan bir çare.

Askerlik yapmanın bir zorunluluk oluşu insanın hür ve irade sahibi olduğu hakikatine hakaret anlamı taşımakta. Askerlik denen mesleğin bu ülkede bir zulüm olduğu gerçeği yaygınlık kazanınca bu zulmün sona ermesi için baskı odakları oluştu. Bu odaklar giderek güçlendi.

Daha da öncesinden gelen bir uygulama vardı. Bir yolunu veya adamını bulan kodamanlar çeşitli hilelere başvurarak bir şekilde askerlikten yırtarlardı. Burada bir kayıt dışı ekonomi vardı. Ekonomi kayıt altına alınmalıydı.

Devlet aklı yine işledi ve işlevsel bir hamle ile “bedelli askerlik” kampanyaları devreye sokuldu. Böylece bir taşla en az iki kuş vurulacaktı.

Bir yandan insanların askere gitmemek için akla hayale sığmayan yöntemlere başvurmalarının önü alınacak, öte yandan “sistem değişmeden” zorunluluktan rahatsız olan zenginlerin gönlü ve parası alınacaktı!

(Fakirlerin parasını alamadığınıza göre gönlünü de almanıza gerek yok! Fakirler ölsün ve laik bir devlet olarak sizin din’den bozma ve yer yer hayli çakma olan “şehitlik” payelerinizle avunsunlar. Olmadı, gazilik var…)

Parası olan çocuklar diledikleri gibi yaşamaya baksın, parası olmayan çocuklar kışlalarda toplansın, gerekli gereksiz her türlü “ameleliği” yapsın!

Parası olana dokunmayan yılan bin yaşasın. Askerlik denilen angarya zorunlu olmaya devam etsin, parası olan gitmesin, parası olmayan gitsin.

Adalet veya eşitlik bunun neresinde?

O halde şöylece tutarlı bir yolu neden yürümüyoruz hep birlikte:

Reddedelim zorunlu askerlik hizmetini.

Devlet kurumlarından biri olan TSK, tıpkı diğer kurumlar gibi, ne kadar elemana ihtiyaç duyuyorsa, işe alacağı vatandaşlarda aradığı özellikler neyse, asker olacak memurlara ne kadar ücret verecekse açıkça beyan etsin. Vatandaşlar, emeklerinin karşılığında alacakları ücreti yeterli görüyorlarsa, gönüllerine yatıyorsa, gitsin asker olsunlar.

“Ben çok vatanseverim, milliyetçiyim, Atatürkçüyüm” filan diyenler de bu görevi kendi iradeleri ile tercih etsinler. İsterlerse maaşlarını devlete veya millete hibe edebilirler, buna bir engel yok.

Yeter ki insanlar, iradeleri hiçe sayılıp, köle gibi, zorunluluğa tabi tutulmasın.

Dinde zorlama yoktur. Yeter ki insanlar inanmadıkları kutsallara ibadet etmeye zorlanmasın.

Bir “bedelli askerlik” mevsimi daha gelip geçerken asıl sorunu ıskalamasak diyorum.

http://vicdaniret.org/bedelli-askerlik-neyi-iskaliyor-mehmet-ali-basaran/

“Askere Gitmeyin”

 “Askere Gitmeyin” Adlı Sivil İtaatsizlik Kitabı Çıktı!

“Halkı Askerlikten Soğutma” suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 318. Maddesinin ve zorunlu askerliğin kaldırılması için 13 Mayıs 2013 tarihinde İstanbul’da Çağlayan Adliyesi önünde bir sivil itaatsizlik eylemi düzenlenmişti. Farklı dünya görüşlerine sahip 30 kadar katılımcı “askere gitmeyin çünkü…” ile başlayan cümleleriyle, bir dayatma olarak varlığını sürdüren askerlik hakkında duygu ve düşüncelerini ifade etmişti.

Askere Gitmeyin İnisiyatifi askeregitmeyin.com sitesinde “askere gitmeyin” çağrısında bulunan 381 katılımcının cümlelerini bir kitapta topladı.

Askere Gitmeyin adlı kitap Türkiye’deki askerlik sorununa ilişkin değerlendirmeler, farklı düşünce ve inanç gruplarından katılımcıların cümleleri ve 9 sanatçıya ait karikatür, çizim, illüstrasyon tasarım gibi görsel çalışmalardan oluşuyor.

İlgili kişi, kurum ve sivil toplum kuruluşlarına dağıtılacak kitap 1000 adet basılmış olup satışa sunulmayacaktır.

Kitap, halkı askerlikten soğumaya, zorunlu askerlik dayatmasını reddetmeye, vicdani redde ve sivil itaatsizliğe davet ediyor.

Sunuş yazısından:

“Zorunlu askerlik dayatmasına doğrudan veya dolaylı olarak muhatap herkesi yeniden düşünmeye davet ediyoruz. Zorunlu askerliğin sadece ülke güvenliğini sağlamakla ilişkili olmadığını; bununla birlikte devletin politik baskı aracına dönüştüğünü, herkes için eşit bir ödev gibi görünse de aslında hiçbir farklılığa tahammül göstermeyen tektipçi bir zihniyetin ürünü olduğunu anlatmak bu kitabın ana amacı oldu. Bunun için uzun uzadıya makalelere, akademik araştırmalara, tarihsel kritiklere yer vermektense çok temel bir haktan, “reddetme” hakkından yola çıkarak zorunlu askerliğin makul ve meşru bir zemine dayanmadığı anlatılmaya çalışıldı.”

 Ayrıntılar İçin:

http://www.askeregitmeyin.com/askere-gitmeyin-kitabi/ 

Yakalamacılık

–          Mehmet Ali Başaran?

–          Evet.

–          Memur Beyler aşağıda sizi bekliyor, gelebilir misiniz?

Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin düzenlediği “İranlı Sığınmacılarla Sivil Toplum Örgütleri Buluşması” için geldiğim, bana yabancı bir şehirde, Kayseri’de, tek başıma bir otel odasındayım. Saat sabahın 5’i. Resepsiyondan arıyorlar.

Uyanınca otel odasında olduğumu hatırlıyorum. Bu saatte gelenler de tapu memuru olacak değil ya, polis memurudur.

Aşağıya iniyorum, 3 polis.

Resepsiyondaki görevliye şaka yollu bakıyorum, göz göze gelsek ona şunu demeye getireceğim, espriden anlar mı bilmiyorum ama: “Oldu mu şimdi bu yani? Misafirperverliğe yakışıyor mu? Otelinize gelmiş, konuğunuz olmuşuz, sizse bizi polise ihbar ediyorsun. Sayın muhbir vatandaş!”

Neyse ki polisler anlayışlı adamlar. Bir evrak imzalatıp gidecekler.

Yakalamacılık oynamışız ve Trabzon, Rize, Artvin, İstanbul, İzmit, Sakarya, Yalova, Bursa, Edirne… Derken Kayseri’de yakalanmışım!

“Yoklama Kaçağı / Bakaya Yakalanma Tutanağı”

Aslında benimle bir alakası yok. Ben bu oyunda yokum. Kaçmıyorum. Asker kaçağı değil vicdani retçiyim. Düşündüm, kendimi yokladım, hayır, itaat etmiyorum ve bir yere kaçmıyorum.

Polislere söylemedim, yanlış adamı “yakaladınız” diye. Ne diyeyim, niye diyeyim! Hem yeni bir şey midir söyleyeceğim. Yüz binlerce yanlış adam yakalanmış bu ülkede, ağır işkencelerden geçirilmiş, bazıları toprağın altında, bazıları halen içerde!

Tutanakta bana 3 maddelik bir talimat veriyor İçişleri Bakanlığı. Başında T.C. var.

“Askerlik işlemlerimi tamamlamak üzere ilk mesai gününden itibaren toplam 15 gün içinde en yakın, askerlik şubesi başkanlığına başvuracağım.”

Hayır, bunu yapmayacağım.

İmzadan imtina etsem, karakolu arayacaklar, soracakları amirin ne yapacağı belli olmaz, “karakola gelin” der, haksızlık olur, gidereyim derken öğle olur, programa davet etmişler, uçak ve konaklama masrafımızı karşılamışlar, ayıp olmasın diye düşünüyorum.

Polis’in kimseyi asker’e teslim edemeyeceğini biliyorum. Bu, idari bir işlem…

Sabahın köründe 3 adamı buraya göndermişler. Ne varsa sanki. Adamlar yüzüme bakıyor, kardeş at şu imzayı da gidelim, der gibiler…

Tamam imzalıyorum, dedim.

Tebliğ eden memur, hazır bulunan memur ve “yakayı ele veren” ben…

Adımın altına imzamı atarken bir şerh düşüyorum tutanağa:

“Vicdani Retçi olduğumu beyanla imzalıyorum.”

Orduya Fındığa

Askerlik konusuna bu dördüncü yazı ile son vermeyi planlıyorum. Meramımı anlatmış olacağıma inanıyorum. Sorgulanmamış ve yosun tutmuş ezberleri silkelediğimi ve bereketli sorular sorduğumu düşünüyorum.

Vicdani ret beyanım üzerine Akçaabat’ta bir haber sitesinden şahsıma yönelik seviyesizce bir -eleştiri değil- sataşma gelmişti. Bir arkadaş hakkımda vatan haini, ödlek, namert, güruh, salya gibi “aşağılayıcı” kelimeler kullanarak düşüncelerime, hakaretlerle karşı duracağını sanıyordu.

O yazı üzerine, haber sitesinin sahibini aradım ve kendisine şunu söyledim: “Bakın, sitenizde bir yazarınız benim hakkımda yazı yazıyor ve bana hakaret ediyor. Ben hakaret etmeyeceğim, yazısına cevaben bir yazı yazacağım, aynı şekilde sitenizde yayınlamanızı istiyorum.”

Sitenin sahibi, “tamam, gönder yayınlayalım” dedi.

Doğrusu da buydu bana göre zira en hafif tabirle sitesinden bana pis bir saldırıda bulunulmuştu. Buna, mahkemeye gitmeden bir tür tekziple yanıt vermem gerekirdi.

Yazıyı sitenin sahibine gönderdim ama yayınlamadı. İki kez yanlış yaptı. Bir: verdiği sözü tutmadı, iki: şahsıma hakaretin orda öylece kalmasına müsaade etti.

Her neyse, sonuçta herkes kendine yakışanı yapar bu dünyada.

Bir sonraki yazımda şöyle bir öngörüde bulunmuştum, benden helallik alması gereken arkadaşla ilgili:

“Tüm bu sorular üzerine düşündüğünüzde, yazar olmanın kelimeleri bir araya getirerek kurallı-kuralsız cümleler kurmaktan ibaret bir eylem olmadığını anlayacaksınız ve “hain”, “namert”, “ödlek” gibi kelimeleri cümle içinde kullanırken daha özenli davranacaksınız.”

Arkadaş bir sonraki yazısında sorularımı yanıtsız bıraktı, o konulara hiç girmedi, girse çıkamayabilirdi, anlıyorum. Ne var ki şu husus beni sevindirdi: artık yazarken kelimeleri özenli kullanıyordu. Bana hain, namert, ödlek demiyor, bir insan olan benden bahsederken salya, güruh gibi kelimeler kullanmıyordu.  Eh, bu da bana yeterdi. Her şey hemencecik düzelmez. Seviyesizliği aşıp belli bir seviyeye gelmek önemli. Konuşup anlaşabilmek için asgari şarttan bahsediyorum.

Öte yandan arkadaş halen “askere gitmeyene kız vermezler” muhabbeti yapıyor. Seviye bu. Millet aştı bunları, arkadaş halen orada. (biri kendisine hatırlatsın, oradan otobüs geçmez, beklemesin boşuna!) Askerlik yapmakla erkeklik arasında bir bağ olduğunu sanıyor. Haklı olabilir mi, şöyle bir bağ var: orada Cem Yılmaz’ın da dalgasını geçtiği biçimde günde binlerce defa erkeklik organı ile ilgili sözler küfür, küfürler özne ve bilhassa yüksem olarak zihinleri, yürekleri pisletiyor, karartıyor. Pis bir şiddet yaygınlaştırılıyor.

Erkekliğin pek çok mantıklı tanımı yapılabilir. Örneğin erkeklik sevdiğin kızı (sadece askerlik yapmadın diye “vermiyorlarsa”) kaçırmaktır, denebilir. Deneyebilirsiniz. Neyse ki ben 2 yıl önce evlenirken böylesi maceralı bir yola başvurma gereği duymadım.  Sağ olsunlar, İnsanı ve İslam’ı idrak ettiklerinden, mani olma yoluna girmediler bile.

Toparlayalım:

Bedelli veya bedelsiz, bu ülkede, bu şartlarda askerlik yapmayacağım. Gerekçelerimi “değilim” adlı vicdani ret beyanımda açıkladım.

Askerlik bir zorunluluk, bir dayatma olmaktan çıkartılmalı. İnsan Onuru’na, İnsan Hakları’na, İnsan İradesi’ne saygı bunu gerektirir.

Allah kullarına hak ile batıl arasında tercih hakkı verirken devlet denen mekanizma bu seçme özgürlüğünü elimizden alamaz. Almaya kalksa da bu meşru sayılamaz.

Ha, devletlerin orduları olur, ordulara yazılmak isteyen askerler olur. Buna ne diyeceğiz? Buyursunlar! Hizmetleri karşılığında komutanlar nasıl ücret ve haklar elde ediyorlarsa, onlar da alsınlar emeklerinin karşılığını, istedikleri kadar askerlik yapsınlar, hem kışlada hem dışarıda her anlamda sağlıklı bireyler olarak kula kulluk yapmadan yaşasınlar. Hak bildikleri savaşta, inandıkları değerler neyse, onlar adına savaşsınlar.

Laik orduda mücahit de olabilirler elbette! Elbette kirli savaşlarda kahraman olmak da mümkün!

İnsanın saçmalamaya hakkı olmasa, Allah ne diye yığınla insana halen nefes veriyor ki.