İnsanı Ve Aileyi Korumak

https://www.dunyabizim.com/insani-ve-aileyi-korumak-makale,1896.html

Kitap; okuruna bilgi sahibi olma, fark etme, soru sorma ve düşünme imkanları tanıması dolayısıyla kıymetli bir deneyim yaşatır.

Son yıllarda Türkiye’de pek çok tartışmanın göbeğinde yer alan Kadına Şiddet, Toplumsal Cinsiyet, İstanbul Sözleşmesi gibi konulara ilişkin “İnsanı Ve Aileyi Korumak” adlı kitabı okuyunca, ilkin bunu düşündüm. Bir konuya ilişkin bir tutum takınmadan önce etraflıca okumakta fayda var.

Bir örnekle meramımı anlatayım. Konuya duyarlı bir isim “Her gün öldürülen kadınların ardından yasta değil isyandayız” diyerek başladığı yazısını şu cümlelerle bitirmiş:

“Konforlarından vazgeçmeyen, sözleşmeyi uygulamayan, yürürlükten kalkması için kamuoyu oluşturan herkes yaşanılan tüm cinayetlerden sorumludur. Bizler sabırla, inatla İstanbul Sözleşmesi’nin sadece varlığı için değil uygulanması için de mücadele etmeye devam edeceğiz.”

İnsan hakları mücadelesi içinde yoğrulmuş kırk yıllık “Müslüman hukukçu” tecrübesiyle kaleme aldığı kitapta Avukat Muharrem Balcı İstanbul Sözleşmesi’ni tüm bileşenleriyle birlikte masaya yatırıyor:

Başta “Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi” (CEDAW-1986) ve 6284 sayılı “Ailenin Korunması Ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” (2012) olmak üzere ilgili diğer yasal düzenlemeler…

İstanbul Sözleşmesi evrensellik iddiası barındırmakla birlikte bu ülkenin dini ve kültürel değerlerine yabancı bir zihniyetle kaleme alınmış bir mevzuattır. Bu itibarla, batıdan alınma diğer temel yasalarda olduğu gibi bu sözleşmeye de eleştirel bir gözle yaklaşmak şarttır. Yazarın, kitabın ilk bölümüne Akif Emre’den bir alıntı ile başlama sebebi de bu: “Her kavram, geldiği medeniyetin ruhunu taşır.”

TBMM’den jet hızıyla geçirilmiş söz konusu uluslararası sözleşme ne yazık ki kamoyunda hâlen sağduyulu, bilimsel bir değerlendirmenin konusu olmaktan bir hayli uzak. Taraflar karşı cehpelerde mevzilenmiş, sözleşmeyi bir o yandan bir bu yandan çekiştirmekle meşguller.

Sözleşmeye getirilen en temel eleştiri, merkezinde “toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramın yer alması. Kadınlık ve erkekliğin sosyal olarak inşa edildiği fikrine, bilimsellikten ziyade politik bir argümana yaslanan kavram, sözleşmenin İngilizce orijinal metninde tam yirmi beş yerde (“toplumsal cinsiyet”) geçmektedir.

Sözleşmesinin 4. maddesinde “cinsel tercih/yönelim”, ayrımcılık yapılmaması adına yasal güvence altına alınıyor. LGBTİ örgütleri bu sözleşmeye dayanarak, hakları olarak gördükleri her şeyin yasal güvenceye bağlanması için, küresel güçlerin sponsorluğunda yoğun bir mücadele veriyorlar.

Bu noktada cevabı okurlara bırakmak üzere en azından bir soru sormak gerekiyor: Toplumsal cinsiyet eşitliği ile varılmak istenen nihai amaç, politikacıların ve feministlerin anladığı gibi insancıl bir dünya mı yoksa Sünnetullah’a ve Hududullah’a karşı gelinerek tesis edilecek bir dünya mı? Mevzuat ve teoriden bir cevap çıkmıyorsa pratiğe bakacağız elbette.

Sözleşmeye bakınca toplumsal cinsiyet savunucularının dine ve geleneğe olan yaklaşımının yanlı, hiç değilse itici olduğu görülüyor. Sekiz yıldır avukatlık yapan biri olarak ben de böylesine rahatsız edici bir üslupla düzenlenmiş bir  yasa metnine denk gelmiş değildim:

İstanbul Sözleşmesi Madde 12/1:

“Taraflar, kadının aşağılı iddiasına veya kadın ve erkek için kalıp rollere dayanan önyargıları, örf ve âdetleri, gelenekleri ve tüm diğer uygulamaları ortadan kaldırmak/kökünü kazımak amacıyla kadın ve erkeklere ilişkin toplumsal ve kültürel davranış modellerinde değişim sağlamak için gerekli tedbirleri alır.”

İstanbul Sözleşmesi Madde 12/5:

“Taraflar; kültür, gelenek, görenek, din ya da sözde “namusun” işbu sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için gerekçe oluşturmamasını sağlar.”

Doğal cinsiyetlerin (kadın ve erkek) “kalıp” denilerek mahkum edilen yargıları…  Eksikleri, yanlışları olsa da örf ve âdetler, gelenekler… “Ve diğer” denilerek, içine her türlü sünnetin, marufun sokulabileceği uygulamalar… Tüm bunların “kökünü kazımak”tan bahseden bir yasa, sizce de hızını alamamış, haddini aşmış, fazla ileri gitmiş değil mi? Okuyunca, şahsen, “Ne bu şiddet bu celal?” dememek elde değil.

Batıda “terör” ile “İslâm”ın bilhassa yan yana getirilmesi gibi “namus” ile “cinayet”in, “aile” ile “şiddet”in (“aile içi şiddet”) “birlik ve beraberliği”ne yaslanma yanlışının bir türevi değil mi “sözde namus” ibaresi? Dinin olumsuz bir “şey” olduğu “algısı”nı işleyen bir yanı da cabası. Sözleşme’de kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için, başta içki ve kumar olmak üzere bağımlılıklara karşı tek bir söylem, önlem öngörülmemesi de asıl amacın farklı olduğunu düşündürüyor.

İslâm Ansiklopedisi’nin “İçki” maddesinden alınan şu bilgiler Sözleşme’yi imzaya açanların şiddeti önlemede ne denli samimi olduklarını göstermesi açısından ibretliktir:

“Dünya Sağlık Teşkilâtı’nın Türkiye’nin de içinde bulunduğu otuz ülkeyi kapsayan son araştırma raporlarına göre cinayetlerin % 85’i (% 60-70’i aile içine dönüktür), tecavüzlerin % 50’si, şiddet olaylarının % 50’si, eşlerini dövenlerin % 70’i, işe gitmeyenlerin % 60’ı ve akıl hastalıklarının % 40-50’si (bu oran bizzat alkol kullananlarla ilgilidir; onlardan doğan çocuklarda aklî ârızalar % 90’lardadır) alkolden kaynaklanmaktadır.”*

Yazar, yapılması gerekenin, şiddetin nedenlerini ortadan kaldırmak olduğunu belirtiyor. Sorunun elbette -yine gözardı edilen- ekonomik ve psikolojik boyutları da var. Yoksa sorunlar, en azından yirmi yıldır hayata ve mevzuata hâkimken, İstanbul Sözleşmesi’ni ortadan kaldırmak bir sonuç doğurmayacaktır.

Şiddeti, topyekün bir sorun olarak görmek; kadına, çocuğa, erkeğe, hayvana şiddet diye ayırmamak gerekiyor. Erkeğin erkeğe olan şiddeti, anne babaların çocuklara olan şiddeti daha mı az önemli? Kadına şiddet uygulayan erkekler hangi annelerin elinde büyüdü, hangi okullarda, kışlalarda eğitim gördü?

Aydın olmak, kamerayı, “bakın, bakın!” diye bağırılan yerlerden başkasına da çevirmekle mümkün olsa gerek.

Amaç; bağcıyı dövmek değil üzüm yemekse Muharrem Balcı “İnsanı Ve Aileyi Korumak” kitabıyla bu amaca hizmet ediyor. İslâm’ın bahçesinden topladığı üzümlerle…

“Muharrem Balcı’ya Saygı”

Kır saçlar, yakın gözlükleri, takım elbise, büro, hediyeler veya taşınan mesleki bir unvan… Biyolojik olarak canlı olmayı başaran her hukuk fakültesi mezununun, altmış yılı aşkın ömründe elde edebileceği sıradan şeyler. Bunun dışında bir marifet olmalı ki hepimiz Onu görünce ayrı bir hizalanma içine giriveriyoruz.

“Dokunduğu” pek çok kişi için Muharrem Balcı’yı farklı kılan bir özellik vardır. Belki “her temas iz bırakır” ama önemli olan geride neyin kaldığıdır.

Muharrem Balcı bir ömür boyu gençlerle okumalar, dersler, programlar ve sair çalışmalar yaptı. Fark etmedik değil: Bilhassa gençlerle yaptı. Bilhassa gençler için…

Düğüne de gitti, cenazeye de, hasta ziyaretine de, halı saha maçına da, pikniğe de, eyleme de, iftara da, konsere de…

Tüm bunlar olmaya devam ederken ve de yaşayanlar şahitlik ederken bir soruşturma başlattık: “Muharrem Balcı’yı değerli kılan özelliğin ne olduğunu” sorduk talebelerine.

Katılanlar kendilerine has cevaplarını sadece bir arkadaşımızla (Mehmet Ali Başaran’la) paylaştı ve duygu ve düşünceler sahiplerinden ayrılarak isimsiz olarak bir havuza aktı.

Birikimlerini gençlerin hizmetine sunmuş bir “vakıf adam” olarak yanı başımızda duran Muharrem Balcı’ya gençlerin bir teşekkürüdür bu.

Talebesi olan gençlerin isimsizleşip anonimleşerek ödedikleri bir vefa borcu olarak da okunabilir.

Sonuçta paylaşmanın ahlakını yaşayarak göstermiş bir büyüğümüzün emeği var ortada. Abartmıyoruz, yüceltmiyoruz, övmüyoruz. Sadece, bu emeğe saygı göstermek istiyoruz.

Türkiye’nin hatta dünyanın dört bir yanına yayılmış talebelerinin çoğuna ulaşmadık. Sadece hâlihazırda İstanbul’daki “Salı Dersleri”ne devam eden arkadaşlardan bazılarına danıştık. Soruşturmayı eksik bıraktık fakat bu bir başlangıç; soruşturma bütün talebelerine açık.

Katılmak isteyenlerin duygu ve düşüncelerini yorumlar kısmında okumak isteriz.

Gökhan Türkoğlu – Mehmet Ali Başaran – Mahir Orak

****

“SORUŞTURMA : Muharrem Balcı’yı sizin için değerli kılan bariz özelliği nedir?” 

****

“Muharrem Abim, benim sessiz öğretmenimdir.” (26/E)

“Muharrem Balcı, gurbette olana yurttur.” (32/K)

“Yorulmayı hayatından çıkaran adam.” (38/E)

“Benim için onu değerli kılan özelliklerden yalnızca biri; “Muharrem Amca” değil “Muharrem Abi” olması; yani mücadele azminin sürekliliği ile hep genç olması, genç kalması.” (26/E)

Vermeyi (parasını, zamanını, her şeyini) ibadet bilen bir derviş olduğu için benim için çok kıymetlidir. (29/E)

“Muharrem Balcı hiçe karşı birlik, sese karşı söz, güce karşı adalet diyen bir zaman şahididir.” (24/E)

“İnandığı davaya canı gönülden bağlanmış vefalı bir dava adamıdır Muharrem Abi.” (33/K)

“Muharrem Balcı 26 yıllık dünya yaşantımda tanıyıp da, âkidesi ile yaşantısı; teorisi ile pratiği; ilmi ve ameli arasında  hiç bir fark olmadığını tespit ettiğim üç ‘cins’ adamdan birincisi. (İkincisi bir şair, üçüncüsü ise sosyoloji ikinci sınıf terk bir filozof) Kendisinden çok şey öğrendim ancak sanırım en kıymetlisi budur.” (26/K)

“Doğruyu bulabilmenin ilk basamağı olmasına rağmen, ‘soru sormaktan’ imtina eder hale gelmiş/getirilmiş gence, sorularla bakmayı/düşünmeyi öğretmesi benim için çok kıymetli. “ (20/K)

“O, kimden gelirse gelsin zulmü söyleyen, ağzına kilit vurulmayan yiğit bir delikanlıdır. “(28/E)

“Seminere veya konferansa gider gibi bu çalışmaya gelenler derhal dışarı çıksın. Ders yapıyoruz, ders!” (24/E)

”Toplumun dili ve dertlisidir.” (29/K)

“Gençlik sancağını göğüsleyen, genç nasıl olur öğreten ve gençliğe değer veren eşsiz bir hoca.” (21/K)

“Hakkı, adaleti, iyiyi, doğruyu göstermekteki bitmez tükenmez azmi Muharrem Abinin onu değerli kılan pek çok özelliğinden biri.” (23/E)

“Muharrem Abi benim için değerli çünkü hayatta, yanındayken gerçekten güvende hissettiğiniz bir kaç tane adam vardır.” (31/E)

“Muharrem Balcı denince aklıma; hukukun yaygınlaştırılması, istikrar ve sigara yasağı gelir. Tabii okumalar, dersler için koyduğu kuralların şahsına münhasır olması da aklımda yer tutmuştur.” (26/E)

“Muharrem Balcı, sorumluluk bilinciyle yaşamanın müşahhas timsalidir.” (38/E)

“Muharrem Hocayı benim için değerli kılan bariz özelliği; bütün öğrencilerine yetebilecek kadar, aynı anda hem hoca hem avukat hem de baba olabilmesidir.”  (21/K)

“Muharrem Balcı’yı değerli kılan; sabitelerini Kur’an ve Yaşayan Sünnet üzere kurması ve iman ettiği/dert edindiği davasında bütün varlığıyla/enerjisiyle cihat etmesidir.” (25/E)

“Muharrem Amca, cephe kurmak ve o cepheyi inançla savunmaktır. “ (23/E)

“Sabitelerini  vahiyden ve kadimden  alan, devrimci ruhunu Sarıyer’in (Boğazın) rüzgârından alan, sürekliliğini /sürdürülebilir fikirlerini öğrencilerinden (sizlerden) alan; delişmen ve fakat babacan, kavgacı ama barışı besleyen, telefonla dahi konuşurken karşısında ceketimi düğmelediğim tek insan, uzatmayayım, örnekliği ve şahitliğine şahit olduğum “can dost”, ağabeyim..” (40/E)

“Muharrem Balcı’yı benim için önemli kılan, “uzun yol gitmekten korkmaması”dır. (26/E)

“Muharrem Abi, bir maraton koşucusu, farkı şu ki; bayrakla koşuyor ve bayrağı devredip geri kalmıyor, isteyen, talep eden herkesi koşuya dâhil ediyor. (25/E)

“Hak yolunda tek başına kalacağını bilse bile harekete geçecek kadar tevekkül sahibi olması; hak yolunda onu tek başında bırakmayacaklarına dair gençlere (bizlere) güven duyması…” (24/E)

“Muharrem Abi azim ve disiplin adamıdır.” (26/K)

“Muharrem Balcı hayırlı işler peşinde koşan atletik bir adamdır ve ertelemeye gelmez!”(32/E)

“Hukuk fakültesinde iki yılı bitirmesine rağmen “neden, nasıl, hukuk?” huzursuzluğunda bir talebenin, “müslüman” ve “hukukçu”yu ilk kez aynı karede görüşüyle yaşadığı baş dönmesi: Muharrem Balcı; ve yalnız bir baş dönmesi olmadığına, sonrasında artık hep şahit olacağı, bu sıfatların farkındalığı ve bir aradalığını yaşayıp yaşatmaya adanmış bir ufuk…” (26/K)

“Allah yolunda hayatımıza ipotek koyduran, şahitlerden biri.” (26/K)

“Babacan bir tavır, ilkeli bir duruş, idealist bir yaklaşım, dinamik bir ruh, müslüman bir bilinç, şair bir hukukçu;  Salı’nın hem en istikrarlı öğrencisi, hem de pek kıymetli Muharrem Hocasıdır.” (23/K)

“Adam yaşlanmıyor abi!” (25/E)

“Müstakim tecrübesine illa ki burnumuz sürtülerek ulaştığımız ve ulaşacağımız adamdır. Ulaştığımız tecrübeler sonrasında ise kolu kanadı kırılan “biz” için eşsiz bir limandır. Alabora olduğunuz halde limana yanaşamıyorsanız yahut liman sizden çok uzakta kalmışsa bilin ki yüksek ihtimalle rotanız şaşmıştır.” (29/E)

“Şehrin öbür ucundan koşarak gelen derviştir.” (16/K)

“Bize ütopyaları sevdiren, iyiliği besleyin ki iyilik büyüsün diyen, iyiliği emredip kötülükten sakındıran adam” (32/K)

“Hukukçu olmanın mücadele dolu bir yaşam şekli olduğunu, her halde ve her zamanda Hakk’ı söylemenin ve batılın/zulmün karşısında durmanın en büyük erdem olduğunu, yoruldum ve artık bana müsaade kelimelerinin lügatlerden silinmesi gerektiğini bizzat ve bilfiil öğreten ve hala öğrenen, hukuku yaygınlaştıran şahs-ı muhteremdir, Muharrem Hocamızdır.” (24/K)