Matik Müslümanlık

Avukatların kullandığı servise son anda yetiştim. Boş bir yer vardı, aralardan sıyrılıp yerime oturdum. Bir adliyeden diğerine 25 dakika. Bir ara yanımda oturan bayanın telefonu gözüme ilişti. Daha doğrusu, her saniye telefonun ekranına basıp basıp durması dikkatimi çekti. İnsan ister istemez şaşırıyor. Yoksa yeni bir teknoloji mi? Yepyeni bir mesaj yazma tekniği mi türedi? İPhone 5 mi çıktı? 5 vardı, 6 mı yoldaydı, nedir yani, ne oluyor, derken bir de ne göreyim: İPhone olmuş sana zikirmatik!

Ekranda yuvarlak yeşil bir sanal buton, üzerinde 31232, 31233, 31234… yazıyor. Sayı her saniye artarken, başlıkta sabit bir kelime: La İlahe İllallah!

Bayan avukata bakıyorum, zikirmatik kullanan teyzelere hiç benzemiyor. Hani, yeni bazı arabalarda bir buton vardır, basarsın, bir anda araba hızlanır, şevklenir, atar kendini ileri, çekilin yoldan der, basar gider.  Zikirmatik’i ona benzetiyorum. Müslüman’ı ateşliyor, takva puanlarını bir anda yükseltiyor!

Sahi, böyle bir işlevi var mı? Hiç sanmıyorum.

Çakal GSM şirketlerinin kampanyaları gibi kampanyalarla dolu bir din midir İslam? Böyle bir algı yaratıldı. Müslümanları Süper Mario’ya çevirmek istiyorlar.

Şu kadar şunu dedin, al sana şu kadar sevap, şu duayı bunca tekrarladın, al sana 3000 huşu süresi, şunları oku üfle şu vakit bilmem kaç kere, ağrın sızın kalmaz.. Bu nedir ya?

Şu lafı şu kadar yüz kere tekrarlıyorsun, cennetin anahtarını kestirip sana veriliyorlar, at cebe, bin kere tekrarladığın lafı bir kere yaşamıyorsun, dert değil, anahtar halen cebinde. Bu nedir arkadaş ya?

Hedef: La ilahe İllallah, sonuç: 31578!

Hedefe canımız kurban, tamam da bu sonuç nedir?

Hadi, iyi niyetli öğretmenler olalım, çözüm yoluna puan verelim; hani yol? Yolda mısın? Ne kadar yürüdün?

“La İlahe İllallah” ne demektir?

“Allah’tan başka bir sürü ilah var, ben sadece Allah’ı ilah olarak kabul ediyorum, Allah’tan başka ilahları reddediyorum” demektir.

Bu kuru kuru bir laf, söyleme ile olacak şey değil, yaşam boyu mücadeledir.

Allah’tan başkasını ilah kabul etmeyeceğine, Hz. Muhammed’i O’nun elçisi bildiğine şahitlik etmek, bir ömür ile.

Allah’tan başka ilah olmadığını 32985 kez –kimse duymadan, içinden- söylemiş bayan avukata bakıyorum, modern bir kadın görüyorum. Batılı, laik, modern Türk kadını. Tesettürsüz . Açık saçıklığı sözde bir gelişmişlik olarak kabul ettiğini (“yuttuğunu”) söylüyor dış görünüş itibariyle. Şaşırmam, sadece teknoloji ile bağlantılı değil. İçten 33609 La ilahe İllallah dediğine Allah, İPhone ve benim şahit olduğumuz bu arkadaş, dıştan –zahiren-  bir tane La İlahe İllallah diyor mu?

5 yıllık hukuk fakültesinden mezun olmuş, sonra avukat olmuş, muhakeme yeteneği gelişmiş olduğu var sayılan bu arkadaş 34109 kez söylediği sözün ne anlama geldiğini biliyor mu?

Hiç sanmıyorum. Öyle olsa Kelime-i Tevhid ne anlama geliyorsa, o da o anlama gelirdi. Varmak’tan bahsetmiyorum, kim varabiliyor ki? Gelmek’ten maksadım, anlamın kapsama alanına girmek olabilir.

Ağzımızdan sözler çıkar bazen binlerce kez; gözlerimiz işitmemiştir, ayaklarımız, ellerimiz, saçımız, başımız hatta dilimiz…

Allah merhametini esirgemesin, bizi korusun! (amin!)

İlahımız olan Allah insanlara yol gösterici olması için Muazzam Nimet, Muzice bir Kitap indirmiş, son Peygamberi ile de bu Kitabın (Kur’an-ı Kerim’in) nasıl yaşanacağını göstermiştir.

Kur’an Rehber, Peygamberler örnektir.

Kur’an’ı okuyor ve yaşamaya çalışıyor muyuz? Bunun için Peygamberleri örnek almamız gerekiyor, alıyor muyuz?

Mesele bu.

Kur’an açık, anlaşılır, kolaylaştırılmış, onlarca dilde de meali ile var, bekliyor okunmayı, bizi, bizim yolumuzu gözlüyor, dört gözle. Ne zaman geleceğiz?

Hayatta pratik karşılığı olmayan sözler ne kadar fiyakalı ne kadar esaslı olursa olsun, bizi hayatta kurtarmaz! Aman dikkat.

Allah Kur’an ile bizim nasıl insanlar, nasıl Müslümanlar olmamız gerektiğinin ölçütünü veriyor.

Biz Müslümanlar, nasıl insanlar olmak için çaba sarf etmeliyiz, nasıl hasletlerle donanmayı hedeflemeliyiz?

-Ortalama- bir listeyi alıntılıyorum hepimiz için.

Hepimizin sağlığı, huzuru, mutluluğu, izzeti ve geleceği için.

MÜMİNLER:

1. Allah’ın adı anıldığında kalpleri ürperir. Enfal-2
2. Allah’a asla şirk koşmazlar. Furkan-68
3. Namuslarını (ırzlarını) korurlar. Furkan-68
4. (Hiç bir türlü) zinaya asla yaklaşmazlar. Mü’minun -5
5. Namazlarını huşu içinde ve doğru olarak kılarlar. Mü’minun 2,9

6. Anne ve babalarına öf bile demezler. İsra-23
7. Boş şeylerden tümüyle yüz çevirirler. Mü’minun -3
8. Mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler. Tevbe-5
9. Asla zanda bulunmazlar. Casiye -24
10. İnsanlara iyiyi emreder, kötülükten de alıkoyarlar. Enfal-71

11. Kınayıcının kınamasından korkmazlar. Maide-54
12. Asla yalan söylemezler. Mü’minun-8
13. Emanetlerine ihanet etmezler. Bakara-177
14. Söz verdiklerinde sözünde dururlar. Bakara-177
15. Zekâtlarını hakkıyla verirler. Bakara-177

16. Yetimin hakkını asla yemezler. Nisa-2
17. Yolda kalmışlara yardım ederler. Bakara-177
18. Kâfirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametlidir. Fetih-29
19. İnsanların kusurlarını affederler. A.imran-135
20. Yalnızca Allah’a dayanıp güvenirler. Tevbe-20

21. Kâfirler ile Allah yolunda savaşırlar. A.imran-28
22. Darlıkta da bollukta da infak ederler. A.imran-133
23. Kızdıkları zaman öfkelerini yenerler. A.imran-133
24. Başkalarının ilahlarına sövmezler. En’am-108
25. Haksız yere bir cana kıymazlar. En’am-151

26. Allah’ın ayetlerini az bir pahaya satmazlar. Al-i İmran-199
27. Hakkı bile bile gizlemezler. Bakara-44
28. Yapacakları işlerde kendi aralarında danışırlar. Şura-38
29. Allah’ın ahdini yerine getirirler, anlaşmayı bozmazlar. Ra’d-20
30. Yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler. Furkan-63

31. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak yaparlar. En’am-52
32. Helal ve temiz olan şeylerden yerler. Bakara-168
33. Asla yalan şahitlik yapmazlar. Furkan-72
34. Yeminlerini hiçbir zaman bozmazlar. Nahl-91

35. İnsanlar arasında adaletle hükmederler. En’am-151
36. Verilen rızıktan yerli yerince harcarlar. Enfal-3
37. Yolda kalmışlara ve hastalara yardım ederler. Bakara-177
38. Yoksullara ve esir düşenlere yardım ederler. Bakara-177
39. Zorda, darda ve savaş anlarında sabrederler. Bakara-177
40. Yakınlarına (akrabalarına) yardım ederler. Bakara-177

Köyden Kız Kaçırma

Duruşma için Bursa’dayım. Merkez’den Orhaneli ilçesine gidiyorum. Orhaneli’nin hayli ters bir yerde olduğu bilgisi ile gelmişim. Onca yolu teptikten sonra duruşmayı kaçırmayı hiç istemiyorum. Erkenden minibüse bindim. Yol orman içinden gidiyor, epey tırmanıyor. Baktım, telefonlar çekmiyor bir yerden sonra. Minübüs durdu. Şoför indi. Bir arıza var. Çeşmeden su doldurduk. Pet şişe ile 1 litre içirdik arabaya. Soğuk suyu kana kana içti. İyi olmalı. Artık gidebiliriz. Biraz sonra yine durduk. Yeniden su içirdik arabaya. Az sonra bir daha durduk. Hepi topu 4 yolcuyuz. Şoför’e, nedir durum, diyoruz. Araba gitmez, diyor. Yoldan geçen arabalara el ediyoruz. Uygun birine atlayıp devam etmeliyiz yolumuza, hepimizin işi var. Derken, beyaz tonton bir araba, bir doblo, durdu. Şoför koltuğunda bıçkın bir delikanlı. ‘Tabii abi’, dedi,  ‘atlayın!’ Kaldığımız yerden süratle devam ediyoruz yola. Delikanlı hoş sohbet, saygılı, konuşuyor. Halis muhlis bir şive dilinde. Kalbe ve kulağa hoş geliyor.

–         Avukat abi, sen bilirsin, bugün kız kaçıracağım, bana bir şey yapamazlar değil mi?

–         Kız kaç yaşında?

–         18’ini doldurdu

–         Rızası var mı?

–         2 yıldır konuşuyoruz, biliyor.

–         Sende yaş kaç?

–         19

–         O’lum önce bir isteseydin..

–         Abi 4 kez istedik, artık gelme, kovarız dedi babası.

–         Kız ne diyor?

–         Kız istiyor, anlaştık, biliyorlar ama kesinlikle vermiyorlar.

–         Yaşı büyük, rızası varsa, ona kaçırma denmez. Öyleyse devam.

–         Abi bu akşam istemeye gelecekler, bilhassa bugün kaçacağız ki anlasınlar ne kadar kararlıyız!

Delikanlıya bakıyorum dikiz aynasından. Araba değil sürdüğü, dört nala giden atlılarda. Damarlarında kan kaynıyor. Fokurdayan kanda ve heyecanda rafting yapıyor.

–         Plan nasıl işleyecek?

–         Babası evde yok, annesi var sadece, bir ara fırsatını bulacak, çıkacak.

–         Sizinkiler biliyor mu?

–         Biliyor.

–         Nerde kalacaksınız?

–         Bursa’da evimiz var.

Delikanlı bunları anlatırken bir eli ile de mesaj yazıyor bu arada. Şarampole yuvarlanmasak iyidir. Saraydan değil köyden kız kaçırma derler buna Mozart, dinle, bu bir türkü.

“Feleğe dayandım Gülüm / Öldüm de uyandım Gülüm”

Delikanlıya sevgim ve saygım var. Aferin diyorum içten içe. Duruşmam olmayaydı, yardımcı olurdum kendisine. Bütün köyü ayağa kaldıracak kolay mı?

Utan Baro

İstanbul Barosu yeni adli yılın açılışı vesilesi ile içeriği “zengin” bir kutlama mesajı yayınlamış.

“Diren Türkiye Avukatın Seninle” başlığı ile Gezi Eylemleri’ne göz kırpmayı da ihmal etmemiş. (Kişi sevdiği ile beraberdir.)

Bilindiği üzere Gezi Eylemleri iyi niyetli bir küçük bağımsız insan grubunun – çapulcu değil doğa aktivistinin- Gezi Parkı içinde sivil, şiddetsiz, demokratik eylemine fazlasıyla hatalı zabıta ve/ya polis müdahalesi ile patlak vermişti.

İlk iki gün bu hatalı ve aşırı şiddet içeren müdahale ile Taksim karışmıştı.

Takip eden günlerde, Park içinde direnenlere Park dışından pek çok saf insanla birlikte sivil değil bindirilmiş, şiddetsiz değil şiddetsevici, demokratik değil faşist ve militarist yasal veya yasadışı grup, örgüt, çete vb kitleler dâhil olmuştu.

Artık maksat üzüm yemek değil bağcıyı dövmekti ve pek çok yere yayılan olaylarda ortalığı Mustafa Kemal’in –çakma- askerleri,  ulusalcılar, her şeye muhalifler, ‘istemezuk’ cemaati, çeşitli tonda Ergenekonik zihne sahip yığınlar, liglerin bitmesi ile haftalık deşarj kotalarını dolduramayan patlamaya hazır taraftar ve holigan grupları sardı.

İşte İstanbul Barosu’nun tümüyle sahiplenip göz kırptığı Gezi Direnişi tablosu.

Sapla saman birbirine karışmış, ama dert değil. Çünkü Baro’nun söylem ve eylemleri de aynen böyle.

Bir yandan Hukuk derken bir yandan Hukuksuzluğu savunuyor. Bir yandan bağımsızlık derken bir yanı ile zulüm doğuran çağ dışı daracık bir zihniyet ile kendini bağlıyor.

Ben işte bu çağ dışı daracık zihniyeti ile Hukuk’u –doğal olarak- içine sindirememiş, çifte standartlı ve Genç Siviller’in “Anlarsın Ya Baro” diyerek nitelediği İstanbul Barosu’ndan, üyesi bir avukat olarak utandığımı beyan etmek istiyorum.

Yanlış olmasın, ben sizden uzağım!

Başörtülü avukatlar 90 yıldır hukuk mekanizmasının dışında hukuka aykırı olarak tutulur, yasal ve meşru alandan kovulur ve müthiş bir haksızlığa maruz kalırken “diren” demeyen, diyemeyen bir Baro, bugün kendi ideolojisine malzeme devşireceği olaylar ve gruplar için DİREN diyor.

Diren Türkiye değil, Diren ey bizim gibi düşünenler, azınlıklar, endişeliler, diyor esasında.

İstanbul Barosu, başörtülü avukatların hakları nihayet iade edildiğinde, çok ama çok geç gelen bu adalet  karşısında da yönetimine yakışır bir tavır ortaya koymakta gecikmedi.

Direniyorlardı. Hukuksuzluğa değil bizzat Hukuk’un kendisine direniyorlardı.

Hukuksuz ve köhne müesses nizamı devam ettirmek için direniyorlardı.

“Artık başörtülü avukatlar da bu ülkede eşit vatandaş muamelesi görmeli” diyen bir Mahkeme Kararı karşısında hukuk adına utanılacak bir suretle zulümden yana, yasaktan yana bildiriler yayınlıyor, feveran ediyorlardı.

Çok değil, bundan 9 ay kadar önce Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği ile (eski’lerden kim kaldı!?) çağ dışı, gerçek dışı, akıl ve hukuk dışı korkular salıyorlardı etrafa, kendilerince.

O garabet haller, hukuk guguk gel-gitleri üzerine kaleme aldığım bir bildiri yayınlamıştık Özgür Açılım Platformu olarak.

Okuduktan sonra veya okumadan önce haklı olarak diyeceksiniz: “Utan Baro!”

“İstanbul Barosu, Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği’ne Birkaç Soru

Danıştay 8. Dairesi’nin Türkiye Barolar Birliği’nin başörtülü avukatlara yönelik yasakçı tutumunu hukuka aykırı bularak reddetmesi uzun yıllar devam etmiş bir zulmün, derin bir hukuksuzluğun bir alanda daha son bulması anlamına geliyor. Umarız tamamıyla hukuka aykırı olan başörtüsü yasakları her alanda en kısa sürede son bulur.

Adalet algısı gelişmemiş, Hukuk bilinci bulanık, Din ve Vicdan Hürriyeti nedir bilmeyen yasakçı zihniyetlerin hayattan çekilmesi yeryüzünün çok daha yaşanılır hale gelmesine ciddi katkıda bulunacaktır.

Danıştay 8. Dairesi’nin söz konusu kararı ile geç gelen bir parça adalete dahi tahammül edemeyen İstanbul ve Ankara Baroları “Kaygılı” olduklarını açıklamışlardır.

Yasakçı zihniyeti temsil etmekte İstanbul Barosu ile yoldaş Ankara Barosu “geç gelen adalet” karşısında şu “kaygılı”  açıklamayı yapmıştır:

“Şekil sorunu olarak değil rejim sorunu olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüz Danıştay’ın kararı ile ilgili Baromuz Başkanlığınca yapılan ilk tespitler aşağıdaki gibidir:

1- Avukatların dini sembollerle duruşmalara girip yargısal faaliyetlere katılmaları yargının diğer kurucu unsuru olan hâkim ve savcıların dini semboller kullanarak yargılama yapmalarının önünün açılması anlamına gelir.

2- Bu, şekil sorunu değil apaçık rejim sorunudur.

3- Dini sembollerle yargılama yapan hâkimlerin kürsülere yerleştiği bir devlette tek hukukluluktan söz edilemez, tarikat hukukları egemen olur.

4- Şekil gibi görünen bir yoldan esasa ve özünde rejime yönelik bir değişiklik söz konusudur.

5- Ankara Barosu, Danıştay’ın bu kararı ile ilgili süreci yakından takip edecektir. Kararın kısa zaman içerisinde düzeltileceğine inanıyoruz. “

Öte yandan Türkiye Barolar Birliği de aynı minvalde bir açıklama ile yasaktan yana taraf olduğunu bir kez daha ilan etmiştir:

“Söz konusu kararla ilgili hukuki süreç Birliğimiz tarafından yakından takip edilmekte olup, yapacağımız itiraz üzerine pozitif hukuk kurallarına aykırı olduğuna inandığımız bu kararın, yargılamanın ilerleyen aşamalarında kaldırılacağına yönelik inancımız tamdır.” 

Özgürlük ve Adaletten yana bu ve benzeri her gelişmede kaygılanan İstanbul Barosu, Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği Yöneticilerine bu vesile ile birkaç sorumuz olacaktır:

1)    Siz bu milleti aklı basmaz, saf, salak veya avanak mı sanıyorsunuz?

2)    “Herkes için adalet” diyecek samimiyetiniz ve yüreğiniz var mı?

3)    İnsan’ın haklarına rağmen devletin köhne ve çürük yasalarını mı savunuyorsunuz?

4)    Gelinen noktada içselleştirilmiş bir Hukuk bilgisine sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz?

5)    Tarih karşısındaki konumunuzu hiç düşündünüz mü?

 

Özgür Açılım Platformu

Özgürlük için Adalet!

25.01.2013 – Türkiye”