Ramazan Günlüğü 15

Sabah karım beni sevinç içinde mütebessim uyandırıp “güzel bir rüya gördüm” dediğinde, “rüyalarını kimseye anlatma” demek geldi aklıma.

Semih Kaplanoğlu’nun Bal filminde, küçük Yusuf rüya gördüğünü babası Yakup’a söylediğinde, aldığı cevaptır bu.

Kur’an Yusuf Suresi 4 ve 5. ayetlerde işin aslını şöyle nakleder:

“Bir vakit Yusuf babasına şöyle demişti: “Babacığım! Ben (rüyamda) onbir yıldız, güneş ve ayı gördüm: benim önümde saygıyla yere kapanmışlardı!”

(Yakub:) “Ey oğulcuğum!” dedi, (bu) rüyanı kardeşlerine anlatayım deme, yoksa (hasetlerinden) sana karşı bir tuzak hazırlarlar; doğrusu Şeytan insan için apaçık bir düşmandır!”

Yusuf’u hatırlayınca, vakti zamanında yazdığım bir yazı çıktı karşıma:

Bal Gibi Hakikat

Sonra yine sana döneceğim ey çocuk!
Sema Erdoğan

.

Fotoğrafı ve’l asr ile açıkla derdi babam
Kuyulardır, derindir, içinde adam vardır
Yusuf bile düşmüştür Aleyhisselam!
Ah Muhsin Ünlü

.

Sesleri dinlemeyi kendine öğret; şunu anla ki sütün çıkardığı ses, suyun çıkardığı sesten farklıdır. Fakat nedense bu hakikate dikkat etmeyiz.
A. Tarkovsky

Semih Kaplanoğlu Yusuf Üçlemesi’nin son filmi Bal’ı da hediye etti.
Seyrettik, yolculuk ettik, tefekkür ettik, teşekkür ettik..
Söylenecek o kadar çok söz var ki, üçleme, özelde de son film üzerine..
Yine de, bir kitap tasarlamadığıma göre, değini olup kalmalıyım.
Yönetmenin tercih ettiği okuma sırası uyarınca kahramanımız Yusuf’un orta yaşlı halini gördük ilkin ‘Yumurta’ ile, ergenlik yıllarına geldik ‘Süt’ ile ve nihayet ‘Bal’ ile de çocukluğuna vardık.
Üçleme bittiğinde üç sonuç ortaya çıkmıştı: Bu, çağdaş ve ‘öznel’ Yusuf kıssası zihnimizde ve yüreğimizde büyük oranda tamamlanmıştı; kıssanın anlatıcısı yönetmenimiz zirve yapmıştı; bu topraklarda sinema anlamında en kaliteli iş ortaya çıkmıştı.
İslam’a ait olan, kamerayı kaleme çeviren ve şiiri yazan ve yöneten Semih Kaplanoğlu’nu eksiği var fazlası yok bir coşku ile selamlarken onun yaptığı gibi Kur’an’dan mülhem bir açılış yapıyorum.
O da Kur’an’ı açan Fatiha gibi önsöz niteliğinde sahnelerle başlıyor ya filmlerine..
O da son filminde, sessizlik sürüp giderken, loş bir ortamda babasının oğluna ilk sözü ile “oku” diye başlıyor ya serüvene…
O da Asr suresindeki gibi zamanın akıp gidişini düşünüyor, düşündürtüyor ya bizlere…
O da ‘inanmanın sanat olmaktan çıkartıldığı’, gerçeğin maneviyattan kopartıldığı uyarısında bulunuyor ya seyirciye…
O da hakikati arama mecburiyetinde olduğumuzu hatırlatıyor, öze dönüşü, fıtrata yönelişi önceliyor ya işte,.. öyle!
Gerek kardeşleri diğer iki filme, gerekse de evrenin kendisine derin göndermeler içeren Bal, babası Yakup’un Yusuf’a “oku” buyruğu olan ilk söz ile başlar. Neyi nasıl nerden okusun sorusu, sorulmuş muazzam bir sorudur ve yanıt da içinde!
Yusuf zamanı okur sanki inzal olduğu zaman!
Önündeki takvimden okur. Tarihi okur, takvimde yazan hadisi okur:
“Kolaylaştırın, zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin”
Yusuf rüya görür babasına anlatır
Yakup oğlunu kucağına alır uyarır:
“Rüyalarını kimseye anlatma!”
Gerçek dediğin nedir ya, biraz rüya biraz da dua!
Korku ile umut arasında bulunmak ya da!
Kul olmak ile anlamak diyelim a!
Yusuf babasına bakıyor
Seyirci babasına bakıyor
Yusuf annesine bakıyor
Seyirci annesine bakıyor
Kendi babasına, kendi annesine…
Yusuf oluyoruz ama kendimize doluyoruz.
Zamanın terlediğini anlıyoruz, gözeneklerinden sızıyor an!
Gerçekten rüyaya, rüyadan gerçeğe an veriyoruz; kan uyuşmazlığı olmadığı gibi, sanki etle tırnak gibi.
Sesin rengini, doğanın tenini, sezmenin tadını, sözün kokusunu, görmenin dokusunu soluyoruz, hem oluyoruz, hâl oluyoruz, hemhâl oluyoruz!
Rüya anlamından öte gerçek anlamında dönersek sana ey çocuk, aşk olsun sana,
o nasıl bir oyunculuk!
Yönetmen değerlendirsin:
“Üçleme’deki diğer Yusuf’ları tamamladı. İstedi, hissetti, nasıl oldu bilmiyorum, bir şeyler oldu ve tamamladı. Sabırla… Sekiz hafta çekim yaptık, çocuk tüm yaz tatilini bizimle geçirdi. Dağlara çıktı, indi, konuştu, yürüdü, gık demedi. Bu filmin bu film olmasında en büyük pay onun.”

[Şehrengiz 5. sayı / temmuz ağustos 2010]

Ramazan Günlüğü 10

Gün nihayete erdiğinde aklıma bir ayet geldi.

Bakara Suresi 148. Ayet:

“Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”

Bu ayetin tefsiri gibi kıymetli, aşikâr ve nadide bir gün..

Allah’a şükür, epey geride kalsam da hayırda yarışan bir ekiple birlikteyim. Yön hayra çevrilmişse, geriye elden gelenin en iyisini yapmak kalıyor.

İnşallah, ömür bittiğinde bu başarılı sonucu elde ederiz.

Ammar, Tarlabaşı’nda Afrikalı kardeşlerimizin kalacağı bir ev bulup kiraladıktan sonra 7 Sierra Leoneliyi Kabataş’a kadar gönderiyor.

Onları Üsküdar’a kadar götürmek bana nasip oluyor.

Nebiye-Muhammet Çelik ailesinin iftar sofrasına konuk oluyoruz.

Muhammet, Suriyeli mülteci bir aile ile ilgileniyor günlerdir.

Afrikalılar mülteci statüsünde dahi değiller, ne yazık ki.

Oturulabilecek en güzel iftar sofralarından birinden kalkıp vapura yetişiyor, Kabataş’a geri dönüyoruz.

Burada, bir “kardeş aile” iftarı’ndan dönen Ahmet bizi karşılıyor motoru ile. Gidişler gelişler falan filan derken akbilimin bittiği noktada devreye girip Afrikalıları evlerine gönderiyor.

Bu arada, Diyarbakır’a gitmesi gereken bir sokak çocuğuna yardıma gidiyoruz Beşiktaş’a.

Ammar, Nebiye, Muhammet, Mansur… derken Ahmet de öne geçiyor.

Vakit gece yarısını geçiyor. Ahmet motorla vınn diye beni eve bırakıyor.

Hayır Yarışı’nı sonlarda tamamlıyorum ama ne mutlu bana ki böyle kardeşlerim var.

(Önemli olan yarışmak! Tamam da, yarışa kazanmak için girmez mi insan? Doğru! Ama yarışlara katılıyorsan, her zaman kazanma şansın vardır!)

Bir tefsir çalışması olarak yaşananları yer ve isim vererek aktarmak istedim ki güncel ve canlı olsun.

İslam tarihi son peygamber ve son sahabenin hayatı ile sona ermedi değil mi? Bizler de bu tarihin içindeyiz ve çocuklarımıza biraz da kendi hikayelerimizi anlatmalıyız.

Çocuklar sormaz mı: iyi de dede, sağdan sola Ebubekir-Osman Ali sodan sağa Ali-Osman-Ebubekir… Sen bu İslam tarihinin neresindesin?

Değil, “şov devam etmeli” değil. Sona ermeli nefislerin şovu.

Hayırda yarışlar devreye girmeli. Hayırda ve her yerde!

/Alıntılar Defteri’nin sloganı: Hakikati kesintisiz canlı yayın!/

Bu misal, yön belirleme ve yönelmenin tayin edici bir hatırası olsun.

Ayetler günlere, günler giderek aylara, yıllara ve nihayet bir ömre katılsın!

Kişi ve yer adları değişsin ancak yönümüz değişmesin Allah’ın izni ile.

İlave dualar ile.

İlla!