Bunu bize öğretmediler.

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken kendine iki düşman belirlemişti. Biri Müslümanlar diğeri Kürtler. Kur’an’ı açıkça yasaklamaya, camileri kapatmaya, İstiklal Mahkemeleri’nde çokça Kur’an talebesini/ âlimi asmaya kadar varan göstergeleri Tek Parti Diktatörlüğü döneminde bariz görülür. İslam’a gönülden (saptan değil kökten) bağlı olanlara karşı asimilasyonu aratmayacak ciddi bir baskı ve zulüm süregeldi bugünlere dek.

Diğer düşman Kürtleri ise asimile etmek için türlü türlü işkenceler yaptı bu ceberut devlet. Ama elhamdülillah başaramadı. Kürt dili, Kürt kültürü Allah’ın ayetlerinden bir ayet olarak – bir zenginlik olarak- yaşıyor. Bu ülkede İslami algı millileştirme ile malul de olsa hâkimdir, ayaktadır. Millet karakterine yabancılaştırılmış ancak özünden kopmamış, kopartılamamıştır.

O çok katı yasaklar ciddi bir hafifleme yaşasa da Cumhuriyet 90 sene sonra da yasakçı bir zihniyete ve pratiğe teslim olmuş vaziyetini sürdürmektedir. Her bir yasak milyonlarca kul hakkı yemek anlamına geliyor. Malûm, Allah kul hakkını affetmiyor. Durum bu kadar vahim, zulüm bu kadar ağırken yasakçıların, yasakçılığın değirmenine el ile veya dil ile veya oy ile su taşımanın vebaline ne demeli! Böylesi bir vebalin altından nasıl kalkılır? Dahası, kalkmak mümkün mü?

Ama tuttuğu parti, tuttuğu takım, koynunda yattığı ideoloji kişinin putu olmaya görsün…  Apaçık gerçeğe sırt çevirir de, beyan edilmiş hakikati es geçer de sarılır putuna. Putları yıkmak kolay değildir. Yürek ister.

Yer ile yeksan olsa da düşüncelerin hakikat ile ayağa kalkabileceğine güvenmelisin. Allah yenilmezdir. Allah’a dayanıp güvendikten sonra nedir seni mahcup eden!

Kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz, gerçekten. Görmek ve anlamak istemeyene ne Allah ne de kulu bir fayda sağlar.

Feci bir yanılsama, dehşet verici seri ve serseri bir yalanla yaşını başını alıyor bu ülkenin evlatları. Ne yazık ki aklını başına alamıyor çünkü o aklı kullanmaya fırsat bulamıyor.

Hakikat ile temas insanın aklını başına getirir.

Resmi tarih değil, gerçekler…

Resmi –diyaneti- din değil Allah’ın dini –Kur’an ve muhakkak anlamı!..

Çakma- çeyrek aydınlar değil Peygamberler, yüreğinde ufuk, insanlık, hakikat bulunan şahsiyetler,

Cihanşümul karakterler… İdrakini bürüyen kabuğu çatlatmanın ıstırabını duyan söz ve eylemi bütünlemiş alimler, sanatçılar, adanmışlar..

Ne çare!.. Şairin dediği gibi:  “bunu bize öğretmediler.”

Sivil olmayı, bağımsız olmayı, itaatsiz olmayı, özgürce düşünceye dalmayı, kendin olmayı, kendine yol açmayı, kendini oldurmayı, var oluşunu adımlamayı bize öğretmediler.

(bunu anarşizm saydılar, buna ‘küfürdür’ dediler.)

Oysa buna ihtiyacımız vardı, buna muhtaçtık fazlasıyla; “bunu bize öğretmediler.”

Neyi kaybettiğimizi bilemediğimiz için yüzde kaça varan indirimlerle kaç taksite satıldığımızı bilemiyoruz! Bizi satanı biz de satarız diyen bir taraftarın o basit gerçekliğini hayata geçiremiyoruz.

Çünkü bizi satana taptığımızı bize öğretmediler.

“Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz
Bu kesik dansa karşı bana bir şey öğretmediniz
Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı
Günlere geldim bunu bana öğretmediniz
Hükümdarın hükümdarlığı için halka yalvardığı
Ama yine de eşsiz zulümler işlediği vakitlere erdim
Bunu bana söylemediniz
İnsanlar havada uçtu ama yerde öldüler
Bunu bana öğretmediniz
Kardeşim İbrahim bana mermer putları
Nasıl devireceğimi öğretmişti
Ben de gün geçmez ki birini patlatmayayım
Ama siz kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini Nasıl sileceğimi öğretmediniz”

(Sezai Karakoç)

Yeni Anayasa

‘Yalnız ve güzel ülkeme..’ yakışan, insan’a nimet olarak sunulmuş doğaya ve doğasına uygun, uçsuz bucaksız mavilikleri kucaklayan, hava gibi su gibi an gibi gerekli Adalet üzerinde yükselecek, barış ve esenlik ile yürüyecek bir antlaşma ile yeniden başlamaktır.

Yeniden başlamak, büyük felaketlerin, zulümlerin kapanı kılınmış bu topraklarda o denli büyük bir özür dileme ve helalleşme ile mümkün ancak.

Yeniden başlamak, ‘eski’ devletin tam tersine, ‘tabiatla uyum içinde insanı, insanlığı yaşatan’ bir devletle mümkün. Hep birlikte sözleşmekle..

Türkiye Allah’ındır. Allah’ın emaneti olan dağların, denizlerin, ırmakların, ağaçların, kuşların, toprağın üstünde ve altında yaşayan bütün canlıların..

Bu düşünce ve hissiyatla, yeni bir anayasa teklif ediyorum yurdumdan bir yudum olan bu yurda. Hakikate sadakatle..

Türkiye Cumhuriyeti 2012 Anayasası:

1) Türkiye Cumhuriyeti, Adalet anlayışı içinde, insan haklarına dayalı, sosyal bir hukuk devletidir.

2) Türkiye Cumhuriyeti içinde herkes ifade özgürlüğüne sahiptir.

3) Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye vatandaşı her insanın refah, huzur ve mutluluğunu sağlamayı temel görev edinmiştir.

4) Türkiye Cumhuriyeti herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklerini garanti altına almıştır.

5) Türkiye Cumhuriyeti içinde herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

6) Türkiye Cumhuriyeti içinde herkes, vicdan ve dinî inanç özgürlüğüne sahiptir. Kimse, ibadete, dinî veya resmi âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

7) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

8) Türkiye Cumhuriyeti’nde herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.

9) Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde eğitim ve askerlik zorunlu değildir.

10) Türkiye Cumhuriyeti Devletinde kanunların ve onlara bağlı düzenlemelerin tamamı 10 maddelik bu anayasaya uygun olmak zorundadır.